Güncel Oyun & Program & Resim & Msn Forumu
Dini Sohbet icinde Nefsi Yenmek Ve şeytana Karşı Koymak konusu , NEFSİ YENMEK VE ŞEYTANA KARŞI KOYMAK Kategori: Kalplerin Kesfi Aklı başında olan kimsenin, nefsin azgın arzularını açlıkla sindirmesi gerekir. Çünkü Allah'ın (C.C.) düşmanı (nefsin azgın arzularını) ancak açlık gemleyebilir. Nefsin ...
|
|||||||
| Anlık İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
|
Nefsi Yenmek Ve şeytana Karşı Koymak
NEFSİ YENMEK VE ŞEYTANA KARŞI KOYMAK
Kategori: Kalplerin Kesfi ![]() Aklı başında olan kimsenin, nefsin azgın arzularını açlıkla sindirmesi gerekir. Çünkü Allah'ın (C.C.) düşmanı (nefsin azgın arzularını) ancak açlık gemleyebilir. Nefsin azgın arzuları, yemek ve içmek şeytanın vasıtalarıdır. Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) şöyle buyurur: "Şeytan, insan vücudunda kan damarları yolu ile dolaşır, Binanaleyh siz onun dolaşım yolunu açlıkla daraltınız. Kıyamet günü, insanların Allah (C.C)'a en yakın olanı, en uzun müddet aç ve susuz kalanıdır." İnsanoğlu hesabına en büyük tehlike kaynağı, midenin doyumsuz arzularıdır. Hz. Adem (A.S.) ile Havva'nın huzur ve istikrar yurdundan (cennetten) çıkarılarak horluk ve yokluk diyarına (dünyaya) gönderilmelerinin sebebi odur. Bilindiği gibi bir ağaç meyvesinden yemek, kendilerine Allah (C.C) tarafından yasaklandığı halde azgın arzularına yenilerek sözkonusu ağacın meyvesinden yediler de çırılçıplak kalıverdiler. Tahkike göre mide aşırı arzuların kaynağıdır. Hikmet ehlinden biri der ki, "nefsinin kontrolü altına giren kimse, onun azgın arzularından hoşlanmaya mahkûm olmuş, onun yanılmalar zindanında tutuklanmış ve kalbini faydalı şeylerden mahrum etmiş olur. Vücud azaları toprağını azgın arzularla sulayanlar, kalblerinde pişmanlık ağacı dikmiş olurlar." Ulu Allah (C.C.) canlıları üç türlü yaratmıştır: Melekleri akıllı ve fakat azgın isteksiz yaratmıştır. Hayvanları azgın isteklerle donatmış fakat onların yapısına akıl katmamıştır. İnsanoğlunu ise akıl ve arzuları birarada yapısına katarak yaratmıştır. Buna göre aklını azgın arzularının kontrolüne veren kimse hayvanlardan asağıdır, bunun tersine azgın arzularını aklının kontrolü altında tutan kimse de meleklerden üstündür. HİKAYE İbrahim Havvas (rahimullahu) anlatıyor: Bir gün Likam dağında idim. Bîr nar ağacı gördüm, canım çekti, ondan bir nar kopararak yardım, ekşiymiş, elimden attım ve yoluma devam ettim. Az ileride birini gördüm, yere serilmiş ve üzerine arılar üşüşmüştü. Adama selâm verince "aleykümselam, ya İbrahim" diye cevap verdi. "Beni nereden tanıyorsun" diye sordum. "Allah (C.C)'ı tanıyanlara hiç bir şey saklı değildir karşılığını verdi. Ona "anlaşılan Allah (C.C) ile münasebetin var, şu arılardan seni kurtarmasını O'ndan istesene" diye takıldım. Bana şu cevabı verdi, "ben de senin Allah (C.C) ile münâsebetin olduğunu sanıyordum. Asıl kendin, nar düşkünlüğünden seni kurtarmasını istesene! Nar düşkünlüğünün acısını insan ahirette çeker, oysa arı sokmasının acısı dünyadadır. Öte yandan arı sokması vücudu incittiği halde azgın arzular, iğnelerini kalbe batırırlar." Bana ağır, fakat faydalı bir ders veren adamı kendi halinde bırakarak yoluma devem ettim. Nefsin haşin arzuları padişahları köle yaptığı gibi sabır da köleleri padişahlığa yükseltir. Hz. Yusuf (A.S.) sabrı sayesinde Mısır meliki oldu. Buna karşılık Züleyha, nefsinin azgın arzusu yüzünden. Hz. Yusuf'a (A.S.) karşı duyduğu aşkı gemleyemediği için zavallı, düşkün, yoksul, yaşlı ve gözlerinden mahrum bir duruma düştü. Ebul Hasan Errazi'nin (rahimullahu) anlattığına göre, ölümünden iki yıl sonra babasını rüyasında görür, üzerinde katrandan bir elbise vardır. Ona sorar, "babacığım, niye seni cehennemliklerin kılığı içinde görüyorum." Babası "yavrum, nefsim beni cehenneme sürükledi! Sakın nefsine aldanma" der. Şairin biri bu konuda şöyle der: Başıma dört belâ sarıldı. Sapıklığım ve iradesizliğim yüzünden düştüm pençelerine: Şeytan, dünya, nefsim ve sonu olmayan arzular. Hepsi de düşmanım, acaba kurtuluş nasıl? İhtiras ve kuruntuların karanlığında Nefsimin beni sonu olmayan arzulara çağırdığını görüyorum. Hatem'ül Asam (rahimullahu) der ki. "nefsim ayakbağım. ümim silâhım günahım hayal kırıklığım ve şeytan da düşmanımdır. Nefsimin arzusun, hiç bir zaman, uymam." Ehli marifetten bir zatın söyle, dediği nakledilir: Cihad üç türlüdür. Birincisi kâfirlerle savaşmaktır ki, bu zahiri cihad'dır. Ulu Allah'ın "Allah yolunda cihad edenler..." (Maide Sûresi. 54) Ayet-i celilesinde , cihadın bu çeşidine işaret edilmiştir. İkinci çeşit cihad, ilimle ve inandırıcı deliller ile batılın taraftarlarına karşı verilen cihaddır. "En iyi usulle onlara karşı koy" (Nahl Sûresi. 125) Ayet-i kerimesi, bu çeşit cihada işaret eder. Üçüncü çeşit cihad, kötülüğü emreden nefse karşı verilen cihaddır. Bunun hakkında Allah şöyle buyurur: "Bizim uğrumuzda cihad edenlere yollarımızı gösteririz" (Ankebut Sûresi. 69) Peygamberimiz (S.A.S.) de bu konuda şöyle buyurur: — "En faziletli cihad. nefse karşı verilen cihaddır." Nitekim sahabîler (Allah (C.C) onlardan razı olsun) kâfirlere karşı verilen bir savaştan dönünce "küçük cihaddan büyük cihada döndük" derlerdi. Nefse, şeytana ve azgın isteklere karşı verilen cihada "büyük cihad" ismini vermelerinin sebebi şudur: Nefse ve azgın arzulara karşı verilen cihad aralıksızdır, oysa kâfire karşı arasıra savaş verilir, öte yandan cephe savaşçısı düşmanını görür, fakat şeytan görünmez, görünür düşmana karşı cihad vermek, görünmez düşmanla cihad etmekten daha kolaydır. Bir de şeytana karşı savaşırken onun. Senin nefsinde bir destekçisi vardır, bu destekçi nefsin azgın arzularıdır, oysa ki kâfirlerle yapılan savaşta onların senin nefsinde öyle bir yardımcıları yoktur, bu yüzden şeytana karşı verilen cihad daha çetindir. Yine savaşta kâfir öldürürsen zafer ve ganimet elde edersin, kâfir seni öldürürse şehitlik rütbesi ile cennet kazanırsın. Halbuki şeytani öldüremezsin, ama eğer o seni öldürecek olursa Allah'ın cezasına çarpılırsın. Nitekim derler ki: "Savasta atını elinden kaçıran kimse düşmanın eline düşer, buna karşılık imanını yitiren kimse Allah'ın gazabına uğrar, böyle bir şeyden Allah (C.C)'a sığınırız!..." Diğer yandan, kâfirlerin eline esir düşen kimsenin elleri boynuna bağlanmaz, ayaklarına pranga vurulmaz, aç ve çıplak bırakılmaz. Oysa Allah (C.C)'ın öfkesine muhatap olan kimsenin yüzü kara olur. Elleri boynuna kelepçelenir, ayaklan ateşten prangalara vurulur, yediği ateş, giydiği ateş ve içtiği ateş olur. RİYAZET VE NEFSANİ ŞEHVET Kategori: Kalplerin Kesfi ![]() Ulu Allah (C.C) Hz.Musa,ya (A.S) bildirdi ki: "Ya Musa! Eğer benim sana sözümün, diline, içinden geçenlere ruhunun bedenine, görme gücünün gözüne ve isitme gücünün kulağına olan yakınlığından daha yakın olmamı istiyorsan Muhammed´e (A.S.A) cok selat-ü selam getir" Nitekim ulu Allah (C.C) söyle buyurur: "Herkez yarın ne gönderdiğine (Kıyamet günü için ne amel işlediğine) baksın" Kur´an-ı Kerim / Haşr Suresi 18 Ey insan! Bilmelisin ki, kötülüğü ısrarla emreden nefis, sana iblis´den daha düşmandır. şeytan, ancak nefsin heva ve azgın istekleri yolu ile senin üzerinde baskı kurabilir. Nefsin seni aşırı amellere ve dayanaksız kuruntularla aldatmasın. Çünkü gamsızlık, gaflet, vurdumduymazlık, rehavet düşkünlüğü, tembellik ve miskinlik nefsin karakteristik özelliklerindendir. Her zaman eğri hedefleri ileri sürer, onun her şeyi kof ve dayanıksızdır. Ondan hoşnut olup dediğine uyarsan mahvolursun, onu bir an kontrol ve hesabından kaçırırsan batarsın, ona karşı gelmeyi başaramayıp arzularına boyun eğersen seni cehenneme götürür. Hayra yöneltilemez belaların basi, rezilliklerin kaynağı, şeytanın hazinesi, her türlü kötülüğün sığınağıdır. Onu ancak yaratıcısı bilir. Allah (C.C) şöyle buyurur: "Allah´dan korkunuz. Çünkü O, (iyi-kötü) yaptığınız her şeyden haberdardır" Kur´an-ı Kerim / Haşr Suresi 18 Kul, Ahiret hazırlığı yolunda kullanıp kullanmadığı nokta nazarından ömrünün geride kalan kısmını değerlendirse, bu düşünme ametiyesi kalb hesabına bir temizlenme firsati olur. Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: — "Bir saat düşünmek, bir yillik nafile ve cahilane olarak yapılan) ibadetten daha hayırlıdır" (Ebu'l - Leys'in Tefsirinden böyle beyan edilmiştir.) Aklı başında olanın geçmiş günahlarına tevbe etmesi, Ahirette kendisini kurtarıp saadete ulaştıracak şeyler üzerine düşünmesi, aşırı emelleri gemlemesi, zaman geçirmeden tevbe etmesi. Allah'ı zikretmesi, yasaklardan kaçıması, nefsine karşı direnme; ve onun azgın arzularına boyun eğmememesi gerekir. Nefis bir puttur, nefsine boyun eğen puta tapmış olur. Allah'a ihlasla kul olanlar. Sırf O'na kulluk etmeyi başaranlar, nefislerini yenen kimselerdir. Rivayet edilir ki. Malik İbni Dinar (rahimullahu) bir gün Basra çarsısında gezinirken gözü incire takılır, canı çeker. Yanında parası olmadığı için ayağındaki terliği çıkararak bakkala verir, "karşılığında bana incir ver diye teklif eder. Terliği gözden geçiren bakkal "bu hiç bir şey etmez" der. Malik de geçer, gider. Bakkala "bu adamı tanıyormusun" diye sorarlar, bakkal "hayır" der, ona "bu adam Malik ibni Dinar'dır" derler. Bunun üzerine bakkal bir tabağa incir doldurarak kölesinin başı üzerine yerleştirir ve "şu ilerde yürüyen adam bu incir tabağını senin elinden almayı kabul ederse seni azad edeceğim" der. Köle Malik'in peşinden koşar, yetişince ona bu incir dolu tabağı benim elimden almayı kabul buyur der, Malik reddeder. Bunun üzerine köle "Kabul etmen benim azad edilmemi sağlayacaktır" der. Malik köleye "senin azad edilmeni sağlayacak ama benim de azaba çarpılmamın sebebi olacak" Kölenin ısrar etmesi üzerine, Malik ona "incir karşılığında dinimi satmamaya ve kıyamet gününe kadar incir yememeğe yemin ettim" diye karşılık verir. Yine anlatıldığına göre Malik ibni Dinar (rahimullahu) ölümü ile nihayetlenen son hastalığı sırasında canı, içine sıcak çörek doğranmış bir bardak ballı süt ister, hizmetçi istediğini ona bulup getirir. Malik sütü eline alır, bir müddet ona bakar ve "Ey nefs! Otuz sene sabrettin, şimdi bir saat ömrün kaldı" diyerek bardağı yere atar. Böylece nefsinin isteğine karşı direnerek karşılık verir. işte Peygamberlerin, velilerin, doğruların, halk aşıklarının ve dünyaya aldanmayanların halleri budur. Süleyman ibni Davud (A.S) "nefisne hakim olan kimse, tek başına bir şehir fetheden bir komutandan daha kahramandır" der. Hz.Ali (Kerremellahu vechehu) der ki:"Nefsimle ben, koyun sürüsü ile çobana benzeriz. Çoban sürüyü hangi taraftan birleştirse diğer taraftan dağılır. Nefsini öldüren kimse rahmet kefenine sarılarak şeref ve mükafat toprağına gömülür. Bunun tersine kalbini öldüren kimse lanet kefenine sarılarak azab toprağına gömülür." Yahya ibni Muaz Er Razi (rahimullahu) der ki, "Allah (C.C)´in emirlerine uyarak ve nefsinin azgın arzularına karşı koyarak nefsinle cihad eyle." Riyazet, az uyumak, az konuşmak, canlıları incitmemek ve az yemektir. Çünkü az uyku, irade kararlığı sağlar, az konuşmak, bir çok belaları önler, canlıları incitmemek insanın amacına ulaşmasını kolaylaştırır, az uyku nefsin azgın arzularını öldürür. Çok yemek kalbi katılaştırır, nurunu giderir, hikmetin nuru açlıkla bağdaşır. Oburluk, ulu Allah (C.C)´dan uzaklaştırır. Nitekim Peygamberimiz (S.A.V) şöyle buyurur: "Kalblerinizi açlıkla aydınlatınız. Açlık ve susuzlukla nefsinizin azgın isteklerine karşı koyunuz. Yine açlıkla cennetin kapısına ısrarla çalınız. Bütün mükafatı, Allah (C.C) yolunda cihad edenin mükafatına denktir. Allah (C.C) katında açlık ve susuzluk çekmekten daha sevimli bir ibadet yoktur. Karnını tıka basa doldurarak ibadet lezzetini kaybeden kimse göklerdeki meleküt alemine giremez." Hz. Ebubekir (R.A.) şöyle buyurur. "Allah (C.C)'a ibadet etmenin tadına varayım diye müslüman olduğumdan beri doyasıya yemedim. Allah'a kavuşmak şevki ile kanasıya içmedim. Çünkü, çok yemek, az ibadete sebep olur, insan çok yiyince vücudu ağırlaşır, gözkapaklarına ağırlık çöker, azalar gevşer. Böyle bir kimsenin elinden, kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, uykudan başka bir şey gelmez, çöplüğe atılmış bir leş gibi olur" Minhacil - Abidin´de böyle denilmiştir. Lokman-ı Hekim demişti: "Oğlum! Uykuda ve yemekte ölçüyü kaçırma. Çünkü çok yiyip çok uyuyanlar; Kıyamet gününe, salih amel yönünden eli boş varırlar". Münyetil - Müthi'de böyle denilmiştir. Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: — "Çok yeyip içerek kalbi öldürmeyin. Çünkü çok sulanmış bitkinin kuruması gibi oburluk da kalbi öldürür." Salihlerden biri mideyi, kalbin altında kaynayan ve buhar kalbi saran bir kazana benzetir, buharın çokluğu kalbi lekeler, hatta karartır. Oburluk, anlayış ve bilgi azlığına yol açar mide şişkinliği, zekâ keskinliğini giderir. Anlatıldığına göre bir gün Yahya İbni Zekeriyya (A.S.) şeytan ile karşılaşır. İblisin kucağında bir tomar yular vardır. Hz. Yahya (A.S.) ona "bunlar nedir" diye sorar. Şeytan "bunlar insanoğullarını avlamama yarayan azgın nefsî arzulardır" diye cevap verir. Hz. Yahya (A.S.) "aralarında bana ait bir şey var mı" diye sorar. Şeytan "hayır yok, yalnız sen bir gece yemeği fazla kaçırmıştın da seni namazdan alakoyduk" karşılığını verir. Bunun üzerine Hz. Yahya (A.S.) "öyleyse bundan sonra hiç bir zaman doyasıya yememeye kesinlikle karar veriyorum" der. Şeytan da "o halde ben de bundan sonra hiç kimseye nasihat vememeye kesin karar veriyorum" karsılığını verir. Bu durum ömründe bir gece yemeğinin ötçüsünü kaçıran içindir, buna karşılık ömründe bir gece bile acıktığını hissetmeyen ve buna rağmen kendini ibadet heveslisi sayan kimsenin haline ne dersiniz?! Yine anlatıldığına göre Yahya Bin Hz. Zekeriyya (A.S.) bir keresinde karnını arpa ekmeği ile fazlaca doyurur, o gece her zamanki zikrini yapamadan uykuya dalar. Allah (C.C) O'nu vahiy yolu ile şöyle azarlar, "ey Yahya! Benim evimden daha hayırlı bir ev mi buldun, yoksa bana yakın olmaktan sana daha faydalı bir muhit mi buldun? izzet ve celâlim hakkı için, eger Firdevs ile cehennemin her ikisini yakından görüp mukayese etsen gözyaşı yerine irin ağlar ve dikişli elbise yerine demir giyerdin." |
| LinkBack |
LinkBack URL |
About LinkBacks |
| Bookmark & Share |
Digg this Thread! |
Add Thread to del.icio.us |
Bookmark in Technorati |
Furl this Thread! |