Güncel Oyun Program Resim Msn Forumu
Fan Cluplar icinde Şeboistler Buraya konusu , Bir pop şarkıcısı düşünün yanına da beni koyun, ortak bir nokta bulursanız bana da söyleyin ------------------------------------------------------------- Beni dinleyen insanlarla aramdaki ilişki asla şarkıcı ve hayran ilişkisi değil , arkadaş ilişkisi. ...
|
|||||||
| Forum Kuralları | Bize Ulaşın | İletiler | Kayıt ol | Yardım | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Bir pop şarkıcısı düşünün yanına da beni koyun, ortak bir nokta bulursanız bana da söyleyin ![]() ------------------------------------------------------------- Beni dinleyen insanlarla aramdaki ilişki asla şarkıcı ve hayran ilişkisi değil , arkadaş ilişkisi. ------------------------------------------------------------- Hayatı daha cesur karşılamayı öğrendim... ------------------------------------------------------------- Zamanla görselliğe daha az önem verir oldum. Birilerinin hayatında yer edeceksem görüntüm bunun en ufak kısmını kaplamalı. ------------------------------------------------------------- Bir yolculuğa çıkıyoruz şarkılarla beraber... ------------------------------------------------------------- Aslında hüzün hakikaten dünyanın neresinde, her insanda, daha az ya da daha çok diyebilir miyiz, her ırktan, her gelenekten, her dinden insanın hücrelerinde olan bir şey bu, tersini düşünemiyorum. ------------------------------------------------------------- Şarkı yazarken karnımı açmayı seven bir tarafım olduğu için malzemem genelde kendim oluyor ------------------------------------------------------------- Çok ağır bir dönemden geçiyoruz. Bütün dünya öyle. Benim de mutlulukları fazla, acıları da çok acı olan bir hayatım oldu. ------------------------------------------------------------- Müzik yapıyorsanız samimi olmak zorundasınız. ------------------------------------------------------------- Tecrübelendikçe tepkilerinizin boyutu da değişebiliyor. Bunlar elbette ki sözlerime yansıyor. ------------------------------------------------------------- Çalışkan biriyim. Çok prova yaparız. Hatta arkadaşlarım neden bu kadar çok prova yaptığımı sorar. Çünkü müzik çalarak güzelleşir diye düşünüyorum. ------------------------------------------------------------- Ben gerçekten kendimi değil, yaptığım şeyi sunmak istiyorum... ------------------------------------------------------------- İnsanların kendi ahlaklarını üretebilmesinin ne kadar önemli bir şey olduğunu ve bunu yapmadığımızda ne kadar büyük bir eksiklik içersinde yüzdüğümüzü sık fark eder oluyorsunuz. ------------------------------------------------------------- Müzik benim için hapşırmak gibi bir şey, geldiği zaman tutamıyorum. Onun bana getireceği şeyleri düşünerek yapmıyorum, müzik benim yapmayı çok sevdiğim bir şey olduğu için yapıyorum. ------------------------------------------------------------- En mutlu zamanlarım belki denizde geçirdiğim zamanlardı. ------------------------------------------------------------- Birilerinin üç-beş dakikalık duygu yoğunluğuna ortak olabiliyorsam, bu benim için kıymetli bir şey. ------------------------------------------------------------- Bir konuda çok konuştuğunuzda aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorsunuz. Bir yaştan sonra da insani taraf daha duyarlı oluyor. ------------------------------------------------------------- Grup arkadaşlarım ailem gibi... ------------------------------------------------------------- Kabuğuna çekilmek ayrı bir şeydir, hem etrafı hem kendini algılamaya çalışabilmek, kendine olan dönüklüğünü dışarıya da gösterebilmek ayrı bir şeydir. Ben bu ikisini dengelemeye çalışıyorum. ------------------------------------------------------------- Ben şuna inanırım : Çalışırsanız ve yetilerinizi aktif tutarsanız, ne yapmak istediğinizi de kafanızda hayal edebiliyorsanız hayat her anlamda kendiniz için de , etrafınız için de, tatmin edici olabilmek yolunda kolaylaşabiliyor... ------------------------------------------------------------- Genelde önce müzik geliyor ama en güzel şarkılarım söz ve müziğin aynı anda çıktığı şarkılar olmuştur hep... ------------------------------------------------------------- Herkesin gerçekten elinde olmadan, istemeden içinden geçtiği tüneller var. O tünellerden geçtikten sonra belki, ilk gün ışığını gördüğümüzde mutlu oluyoruz. O ışık bizi yeniden şarj edebiliyor. Ama karanlığı tanımış oluyoruz. ------------------------------------------------------------- İnsanın zaman zaman kendini ve hayatını değerlendirmesi için yalnızlığa ihtiyacı vardır. İstediğim zaman tek başına olmak beni daha iyi ve güçlü hissettiriyor. ------------------------------------------------------------- Dinleyicimle çok kemikleşmiş bir ilişki kurduğumu düşünüyorum. Artık onlara kendimi açmaktan korkamam. O zaman ihanet etmiş gibi hissederim kendimi. ------------------------------------------------------------- Beni hazırlıksız olduğum şeyler korkutuyor hep... ------------------------------------------------------------- Dünya hep çıkarlar için, çok büyük topluluklar için insanların öldürüldüğü bir dünya. ------------------------------------------------------------- En sevdigim oyucular Gary OLdman, Jack Nicholson, Anthony Hopkins, Haluk Bilginer, Şener Şen,Nurgül Yeşilçay... ------------------------------------------------------------- Toplu olarak yaşadığınızda sizin rahatlığınız, başkaların rahatsızlığı oluyor. ------------------------------------------------------------- Dinleyicilerimin kurduğu bir internet sitesi var ve kurucularıda İzmirli.Yani İzmir benim beklendiğim bir yerdi. ------------------------------------------------------------- Sanıyorum benim sahne performansım hep stüdyo performansımın birkaç adım önünde olacak. Çünkü orada öğrendim bu işi. ------------------------------------------------------------- Bazı şeyleri,olması gerektiği gibi basamak basamak yaşadım.Müzik yapmak isteyen birine en büyük tavsiyem enstrüman çalmayı öğrenip bir grup kurması ve tecrübe edinmesi.Ondan sonrası doğal olarak gelişiyor. ------------------------------------------------------------- Müzigin yapıldığı en doğru yer sahne... ------------------------------------------------------------- İnsanların kendi ahlaklarını üretebilmesinin ne kadar önemli bir şey olduğunu ve bunu yapmadığımızda ne kadar büyük bir eksiklik içersinde yüzdüğümüzü sık fark eder oluyorsunuz. ------------------------------------------------------------- Duygulara dair her şey çok zor geçiyor, iz bırakıyor... ------------------------------------------------------------- Ben şuna inanırım : Çalışırsanız ve yetilerinizi aktif tutarsanız, ne yapmak istediğinizi de kafanızda hayal edebiliyorsanız hayat her anlamda kendiniz için de , etrafınız için de, tatmin edici olabilmek yolunda kolaylaşabiliyor... ------------------------------------------------------------- Bütün bu içsel yolculuktan sonra her yerin benim evim olabileceğini, herkesle bir noktada iletişim kurabileceğimi gördüm. ------------------------------------------------------------- Türkiye'de artık müziğin çok içi boşaltıldı... ------------------------------------------------------------- Belki de bazı gerekliliklerin içinde kendimizi sonradan buluyoruz ya hayatı yaşarken, yüzmek de öyle bir şey ya. Öğreneceksin ya da boğulacaksın, az biliyorsan debelenerek gelip gideceksin, nefessiz kalacaksın, tekrar nefes alacaksın, yönünü şaşıracaksın. ------------------------------------------------------------- İnsan sorunlu olduğu duygularla ilgili bağırıp çağıramaz, hallettiği duygularla ilgili bağırır, çağırır, başkalarıyla paylaşır. ------------------------------------------------------------- Ünlü bir şahsiyet gibi değil, müzisyen olarak yaşıyorum... ------------------------------------------------------------- Benim albüme koyduğum her parçanın içime sinmesi lazım. Yoksa rahat uyku uyuyamam ki o zaman... ------------------------------------------------------------- ![]() |
|
|
|
ŞEBNEM FERAH LA YAPILAN BİR SÖYLEŞi
Universite sinavini kazandiginda uzulen ilk insan herhalde Sebnem Ferah'tir.Volvox grubu ile birlikteyken ODTU'de Ekonomi okuyan Sebnem Ferah,muzik calismalarini aksatiyor gerekcesiyle anne ve babasinin tum itirazlarina ragmen okulu birakmis.Rock oyle kanina girmis ki,bunu artik yasam bicimi olarak benimsemis.Muzigine ne kadar ciddi olarak yaklastigini albumdeki performansi ile belli ediyor.Annesine soylemeyin ama,bizce de Sebnem gercek bir profosyonel. POPSI:Muzik disinda Sebnem Ferah'i pek tanimiyoruz.Bize kendini kisaca anlatir misin? SEBNEM FERAH:1972 dogumluyum.Ilkokuldan beri muzikle ugrasiyorum.Aktif olarak ugrasmaya ortaokul yillarinda basladim.Bir sure amator bir grupta sarki soyledim.Son olarak,herkesin bildigi Volvox'u kurduk.Ayni donemlerde gitar dersi almaya basladim.1994'e kadar birlikte caldik.Ondan sonraki iki yil da bu album icin hazirlandim. POPSI:Muzige yeni basladigin yillarda solo album cikarmayi dusunuyor muydun? SEBNEM: Solo albumumu bir gun yapacagimi biliyordum.Cunku her muzisyen deneysel haklarini kullanmak ister.Ama genelde,Volvox'la beraber album yapmayi dusunuyordum.Fakat gruptan bazi arkadaslarimin ayrilmasi,bir de grup olarak artik uretemez hale gelmemizin etkisiyle,"Madem kendi muzigimi yapiyorum,o zaman solo album hazirlayayim" diye dusundum. POPSI:Peki sartlar bir gun elverisli olursa,eski grup arkadaslarinla birlikte album yapmayi tekrar dusunur musun? SEBNEM:Birlikte calmak olabilir,cunku biz birlikte olmayi cok seviyoruz.Ama birlikte bir album yapmamiz mumkun degil,cunku hepimizin ayri ayri sozlesmeleri var.Ozlem'i ve beni kastediyorum. POPSI: Senin kasetin son yillarda cikan en iyi pop-rock kasetlerinden birisi sayiliyor.Disaridan baktiginda sen de katiliyor musun? SEBNEM:Oncelikle cok tesekkur ederim,cunku biz bunun icin cok ugras verdik.Albumde Iskender Paydas,Tarkan Gozubuyuk ve Demir Demirkan ile calistik.Ama gercekten album boyunca satis ya da benzeri kaygilar hic yoktu.Sadece bastan sona kadar dinlenebilen,dunya standartlarinda sound'a sahip olan,bilindik rock kaliplarinin disinda,deneysellige de yer verilen bir album olmasi icin ugrastik.10 parcasi varsa 10'unun da dinlenmesi icin ozendik.Bu kadar ozendikten sonra olmamasi icin bir sebep yok ama insan cok tedirgin oluyor.Su anda normal karsiliyorum.Cunku hakikaten hic sisirmece yapmadik. POPSI: Sezen Aksu ile calistin.Nasil bir duygu? SEBNEM:Benim Sezen Aksu ile Sertab ya da Levent'in yaptigi gibi bir calismam yok.Dolayisiyla,kisisel olarak cok fazla tanimiyorum.Sadece sozler konusunda yardima ihtiyacim oldugu zaman,bir kelime,bir cumle,herneyse teknik bir hataya dusmemek icin basvurduk.Onun icin herkesle profesyonel anlamda calismak nasilsa,onunla da kisiligiyle dogru orantili olarak oyle.Daha cok yapimcim kategorisinde.Yani,kendisiyle ozel bir muzikal calisma yapmadik. POPSI:Eski grup arkadasin Ozlem Tekin'in,albume katkisi oldu mu? SEBNEM:Manevi olarak destegi her zaman yanimdaydi.Sik sik studyoya geldi gitti. POPSI:Kendi yazdigin ve besteledigin sarkilari soylemeyi tercih ediyorsun.Neden? SEBNEM:Ben artik bu donemdeki sarkicilarin buna yonelmesi gerektigini dusunuyorum.Bu demek degildir ki,her sarkici besteci olmak zorunda.Ama bu yillarda sarki soylemek,muzik yapmak,soz yazmak kadar tavrin da onemli oldugunu dusunuyorum.Bu da inandigin seyi soylemekle oluyor.Dolayisiyla kendin beste yapman,soz yazman gerekiyor.Ben aksini zaten cok zor dusunebiliyorum.Ama genelde;kendi sesimi tanidigim icin,kendi duygularimi ifade etmeyi sevdigim icin,kendi yazdigim parcalari soylemeyi seviyorum. POPSI:Bu ilk albumde yapmak istedigin herseyi yapabildin mi? SEBNEM:Icimde kalan birsey yok.Bu,zaten kisa donem albumu degil.Yapmak istedigim daha cok sey var,bitmis degilim.Arti bu album yalnizca benim muzikal kariyerimin baslangici.Yani muzikal kariyerimi onunla sinirlandirmak istemem.Kendim icin olumlu bir baslangic yaptigimi soyleyebilirim.Yapmak istediklerimi maksimum oranda yaptim. POPSI:Kasette seni rahatsiz eden birsey oldu mu? SEBNEM:Yooo,hayir.O kadar genis bir ekip ile calisinca tonmaister'indan tut,Iskender'lere kadar hemen hemen her parca icin dort-bes duzenleme yaptik.Herkesin her parcada fikirleri farkli oldugu icin yanilma payini minimuma dusurduk.Onun icin mutluyum.Beni en cok sound'u ilgilendiriyordu.Onu da hallettigimiz icin mutluyum. POPSI:Ogrencilik yasamina donelim.Neden ODTU Ekonomi bolumunu birakip Istanbul Universitesi Ingiliz Dili ve Edebiyati bolumune gectin? SEBNEM:Cunku Istanbul'a gelmek ve Volvox'la calmaya devam etmek istiyordum.Butun arkadaslarim Istanbul'daydi.Ayrica muzisyen olmaya coktan karar vermistim de farkinda degildim.Aslinda neden ODTU'ye gittigimi tartismak lazim.Sonra okul cok fazla vaktimi almaya basladi.Kendi kendime "Ben bu okuldan mezun olsam bile muzisyen olacagim.Oyleyse niye vakit kaybedeyim?" dedim.Cunku ben,bir yere yogunlasiyorsam butun olarak kendimi veririm.Mesela butun bir gun muzikle ugrasirim.Ya album dinliyorum ya da gitar calisiyorum.Dolayisiyla,yumusak bir gecis yapmam gerekiyordu.Bu nedenle annemlere okulu birakip tekrar sinava girecegimi soyledim ama benden hayir gelmeyecegini anladilar.Ve okula devam etmedim,etmeyi de dusunmuyorum.Zannediyorum ogrencilik surem doldu. POPSI:Konselere basliyorsun,nerelerde konser vereceksin? SEBNEM:Ilk konser Izmir'de,sonra Eskisehir,Ankara,Istanbul...Mumkun olan her yere gitmek istiyorum.Uzun sureli bar calismasindan cok konser vermek istiyorum.Cunku yaptigim albumun buna daha musait oldugunu dusunuyorum.Zaten kendimi sahnede daha rahat hissediyorum,orada performansim daha yuksek.Rock muzik,canli performe edildiginde daha iyi olur. POPSI:Klip calismalarin devam edecek herhalde.Sirada hangi parca var? SEBNEM:Bu konuda kesin kararim yok.Cunku herkesten farkli farkli oneriler geliyor.Mesela;radyolarda baska bir sarkim on plana cikmis oluyor,arkadaslarim baska birsey oneriyor,ben baska birsey dusunuyorum."Firtina" olabilir,"Bu ask fazla sana" olabilir,"Durma" olabilir.Hic bilmiyorum,hic emin degilim.Ama cok klip cekmek istiyorum. POPSI:Yoksa sen de Soner Arica gibi butun kasetine klip mi cekeceksin? SEBNEM:Yok,o kadar degil.Kendisini cok takdir ediyorum,inanilmaz bir caba.Ancak ben,bu album sayfasini cok uzun tutmak istemiyorum.Yazin konserleri yapip sonra ikinci album icin calismaya baslayacagiz. POPSI:Bir album icin klip cok onemli,degil mi? SEBNEM:Klip,kasetin tanitimindan cok beni ifade etmeli.Benim yolda nasil baktigimi,sarkiyi nasil soyledigimi yansitabilmeli.Ayrica goruntu acisindan,kendi icinde tasidigi deger acisindan dunya standartlarinda olmali.Kotu kliplere hic tahammul edemiyorum ama iyi muzige de cok kotu bir klip cekilmesine imkan yok.Bunlar,anlayis paralelligini gerektiriyor. POPSI:Ikinci kasetin icin ne gibi planlarin var? SEBNEM:Ikinci album hakkinda konusmak icin erken.Kendi parcalarimi yapiyorum.Bu nedenle,o donem yasadigim seylerden etkileniyorum ve o ruh hali albume yansiyor.Hem muzikal olarak hem de sozlerde boyle oluyor.Onun icin,soyle olacak,boyle olacak demek cok zor.Ilk albumle ortak noktalari olacak ama farkli noktalari da olacak.Cunku insan kendini taniyor,neyi kendine daha yakin hissettigini,neyi daha iyi tasidigini biliyor.Her ne kadar kendi besten bile olsa bir sure sonra senden uzaklasabiliyor.Simdi onlarin farkina variyorum,ogreniyorum.Ikinci albumu hep birlikte gorecegiz. POPSI:Ingilizce sarki soyleyecek misin? SEBNEM:Ikinci albumun icine koymayi dusunmuyorum da,ikinci albumume paralel olarak yurtdisina yonelik bir sey yapmayi denemek istiyorum,sirketim eger yardimci olursa.Biliyorsunuz;Raks,Polygram'a ortak oldu.Iki parcalik bir single ile yurt disina acilmayi dusunuyorum ama bunun icin de sozlesme yapmak lazim. POPSI:Ne zaman sahne calismalarin baslayacak? SEBNEM:Nisan ayinin sonlarindan itibaren Istanbul'da surekli bir yerde olacagim ama neresi olacagini henuz bilmiyorum. POPSI: Şimdiden sonra neler yapacaksin? SEBNEM:Kisa vadede,bu albumu cok iyi tanitmak istiyorum.Albumun icerigini insanlara anlatmak istiyorum.Cunku hala algilanmasinda bazi problemler oldugunu dusunuyorum.Yeni seyler Turkiye'de mutlaka cok yadirganiyor.Sevilse de ya icine cok fazla anlam yukleniyor ya da ici bosbir sekilde seviliyor.Ben ne yapmak istedigimi,duygularimi,dusuncelerimi anlatmak istiyorum.Sesim,sagligim elverdigi surece album yapmaya devam edecegim.Mumkun olan en buyuk kitlelere! POPSI: Seni en cok sinirlendiren sey nedir? SEBNEM:Yalan ve insanlarin sahtekar olmasi cok sinirlendirir.Hic tahammulum yok,hemen uzaklasirim. POPSI: Aska inanir misin? SEBNEM:"Ask herseyi affeder mi?"...Ask gecici birsey,ruh bozuklugu gibi bir sey.Yasanir,sonra da biter.Inaniyorum tabii... POPSI:Yeni popcular hakkinda ne dusunuyorsun? SEBNEM: Aslinda yadirgiyorum.Bir taraftan da yadirgamiyorum.Birileri bunlari aliyorsa,bunu tartismanin bir anlami yoktur.Ben,genel olarak,muzik yapan herkes cok yetenekli olmali diye dusunuyorum.Bunun yaninda birtakim yetenekli olan insanlarin (cok ozel bir karizmasi olabilir,cok ozel espri yetenegi olabilir,cok ozel enstruman calma yetenegi olabilir,cok ozel bir ses rengine sahip olabilir) on plana cikmasi gerektigini dusunuyorum,dunyada boyle oluyor.Turkiye'de birak yetenekli insanlari,zorla sarki soyleyen insanlar oldugunu biliyorum.Banda zorla soyluyor,hayatta canli soyleyemiyor.Bunu,acikcasi cok yadirgiyorum.Bu cok buyuk bir sahtekarlik ve muzikal hicbir yani yok.Belki boyle olmali ki gercekten iyi olanlar anlasilsin. POPSI: Son zamanlarda kimleri dinliyorsun? SEBNEM:Teoman'i dinliyorum.Albumu cok guzel. POPSI:Pop-rock'taki gelismelere ne diyorsun? SEBNEM: Aslinda guzel gelismeler var ama gecen sene cikan kasetlerin buna iyi ornekler teskil ettigini dusunmuyorum.Gecen sene cok ticari seyler vardi.Muzik,ticarete endeksli olmamali.Isin ticari kismi ile yapimci ilgilenmeli,ama Turkiye'de boyle olmuyor,sarki soyleyen de ilgileniyor.Yillardir muzigin surekli cok kotuye gitmesi ve son dort-bes yildir da "pop patlamasi" denilen seyin olmasi bence bununla alakali.Ama bu yil cok daha farkli.Cunku rock'in da artik bir alicisi oldugu icin yapimcilar cok ilgileniyor.Cok daha iyi seyler cikacagina inaniyorum.. |
|
|
|
Şebnem in can kırıkları hakkında anlattıkları...
"Kitabı gördüğüm anda şarkı kafamda çaldı" Rock müzikte kadın vokaller arasında en çok bilinen isimlerden biri Şebnem Ferah. İki yıl aradan sonra beşinci albümü 'Can Kırıkları' ile daha sert bir dönüş yaptı müziğe. Pasaj Müzik etiketli albüm adını Karin Karakaşlı'nın aynı adlı kitabından alıyor. Ferah kendine postayla hediye olarak gönderilen kitabı görür görmez şarkının kafasında çalmaya başladığını söylüyor. Rock'n Coke festivalinde 'Perdeler' albümünde birlikte çalıştığı Apocalyptica'dan önce sahneye çıkacak olan sanatçı, "Genelde kendi içimden çıkan duyguları yazmaya çalışıyorum. Çünkü bu bana daha dürüst geliyor. Şarkılarınızla birilerinin duygularında yer işgal ediyorsunuz. En azından dürüst olmalıyız diye düşünüyorum" diyor. Ferah'la yeni albümü hakkında Pasaj Müzik'in Boğaz manzaralı çatı katında konuştuk. 'Can Kırıkları' önceki albümlerinize göre daha sert olmuş. Albüme başlarken şöyle olsun, böyle olsun diye belirlemeler yapmıyorum. Bu belirlemeleri şarkıların kendileri yapıyor. Şarkılar içimden adeta hapşırık gibi çıkıyor. İnsan hapşırığını tutabilir mi? Tutamaz. Ben sadece benden bir şeyler çıkmaya başladıktan sonra onları bir albüm haline getirmeye karar veriyorum. Ben ve arkadaşlarım bünyemizden ne çıkıyorsa onu çaldık. Bunun sonucunda da bu albüm diğerlerine göre biraz daha sert oldu. Şarkıların bir kısmı Amerika'dayken ortaya çıkmış. Amerika'ya neden gitmiştiniz? Dört yıldır tatil yapmıyordum ve biraz değişikliğe ihtiyacım vardı. Los Angeles'a giderek kendime bir hediye vermek istedim. Orada tek başıma olunca konsantre olabildim. Ne kapı çalıyordu ne de telefon. Yıllardır birlikte çaldığınız isimler bu albümde de var: Klavyede Ozan Tügen, gitarlarda Metin Türkcan, bas gitarlarda Buket Doran ve davullarda Aykan İlkan. Şarkı yaptıktan sonra onlara dinletip onay aldığınız olur mu? Aklıma gelenleri kayıt cihazına kaydederim. Sonra günlerce evde çalışırım. Evde kaydettiğim bir şarkıyı ertesi gün dinlediğimde de beğeniyorsam üzerinde çalışmaya devam ederim. Ancak stüdyoya girdiğimde onlarla paylaşırım. O ana kadar bitmemiş bir şarkının mahremiyeti benim için değerlidir. Şarkıların iskeletini değiştirmezler ama müzikal olarak bana etkileri çok büyüktür. Önceki röportajlarınızdan birinde "Gece yastığa kafamı koyduğumda aklıma gelen şeyleri yazıyorum" demişsiniz. Şarkılarınızda, yaşadıklarınızı birebir mi anlatırsınız?Şarkılarınız aslında sizin hikayeleriniz mi? Bazen birebir olmuyor. Ancak genelde kendi içimden çıkan duyguları yazmaya çalışıyorum. Çünkü bu bana daha dürüst geliyor. Birilerinin kulaklarında, duygularında yer işgal ediyorsunuz. En azından dürüst olmalıyız diye düşünüyorum. Ama bu yaştan sonra birebir de yaşamanız gerekmiyor. Eğer sinir uçları açık biriyseniz yakınınızda olan bir şey sizi kendiniz yaşamışsınız gibi etkileyebiliyor. Yaşadıklarınızı anlattığınız, şarkı sözlerinizde samimi olduğunuz için biraz acıların kadını imajınız var. Bundan rahatsız mısınız? İçimden o duyguyu bağıra çağıra söylemek geliyorsa, söylerim. İnsan sorunlu olduğu duygularla ilgili bağırıp çağıramaz, hallettiği duygularla ilgili bağırır, çağırır, başkalarıyla paylaşır. Böyle düşünenlerin çıkması beni rahatsız etmiyor. Dinleyicilerim ne kadar hayat dolu olduğumu biliyorlar. Bağırıp çağırmak demişken sizin Türkiye'nin en güzel çığlık atan kadını olduğunuzu düşünenler var. Çok iyi çığlık atan şarkıcılar var. Beni dinleyicilerin gözünde bir adım ileri koyan bir şey varsa o benim o çığlığı gerçekten duygusunu vererek atabilmemden kaynaklanıyordur. Teknik olarak çığlık atabilmek farklı, söylediğin kelimeyi gerçekten yüreğinle söylemekle farklı. Bazen bir fısıltı da çok şey anlatabilir, yüreğinizde fışkıran bir çığlık da... Kendi acımı ve sevincimi haykırdığım için belki insanların içine biraz daha işliyorum. 'Can Kırıkları' aslında bir kitap adı. Nasıl oldu da albüm bu adı aldı? Kitap bana 'Kelimeler Yetse' albümünü çıkardığım dönemde yazarı Karin Karakaşlı tarafından postayla gönderildi. Daha kitabın adına bakar bakmaz neredeyse şarkının kafamda çaldığını söyleyebilirim. İsminden o kadar etkilendim ki... Can kırıkları tanımlaması nasıl benim aklıma gelmez diye de hayıflandım açıkçası. Bu albüm için yaptığım ilk parça. Sözüyle ve müziğiyle birlikte 15-20 dakika içinde bitirdim. Karakaşlı'ya albüme bu ismi vereceğimi söylediğimde çok memnun oldu. Birkaç yıllık şarkıcılar bile 'best of' albüm çıkarıyor. Hayranlarınızın böyle bir isteği yok mu sizden? Var tabii. Belki konser kayıtlarını bir araya getirebiliriz. 'Best of' albüm yapmaya daha çok var yahu. Ben hala henüz yapmadıklarımın peşindeyim. Geçmiştekiler insanların hafızasında duruyor. Daha ileriki yıllarda onlara tekrar sunabilirim belki. Bir röportajınızda Türkçe müzik dinlemem demişsiniz. Türkiye'de şarkıcı olup da Türk şarkılarını dinlememek mümkün mü? İyi ki sordunuz bu soruyu. Yanlış özetlenmiş ne yazık ki. Benim müzik arşivimin yüzde 75'ini yabancı albümler oluşturuyor. Türk müzik kanallarını kim çıkmış diye takip etmem. Beğenilerimi sadece Türkiye'de yapılan müzikler oluşturmuyor. Ama benim de sevdiğim müzisyenlerimiz var tabii. MFÖ, Bülent Ortaçgil, Sezen Aksu, Cem Karaca, Moğollar ve Erkin Koray. Aksu'nun bazı şarkılarını nerede duysam tüylerim diken diken olur. Yenilerden Mor ve Ötesi'ne bayılıyorum. Manga'nın albümünün çok enerjik olduğunu düşünüyorum. CNN Türk'teki Tori Amos röportajında sizi görünce şaşırdık. Siz mi istediniz röportajı yapmayı? Teklif kanaldan geldi. Ben aracı oldum sadece. Amos benim de çok beğendiğim, saygı duyduğum bir sanatçı. Soruları kendim hazırladım. Röportajın sonunda da nazar boncuklu bileklik hediye ettim. Çok hoşuna gitti. "Mangal ve meze yapmakta başarılıyım" Evde zaman geçirmeyi seviyorum. Tek başına yaşıyorum. Film ve sevdiğim şarkıcıların konser kayıtlarını izlemeyi seviyorum. Küçük bahçemde dinlenmek ve çiçekleri seyretmek bana iyi geliyor. Zamanla görselliğe daha az önem verir oldum. Birilerinin hayatında yer edeceksem görüntüm bunun en ufak kısmını kaplamalı. Çok hareket ederek şarkı söylüyorum. Bu yüzden sahnede rahat kıyafetler giymek istiyorum. Kıyafetlerimi yurtdışındaki ikinci el mağazalardan alıyorum. Grup arkadaşlarım ailem gibi. Onlara yemek yapmak hoşuma gidiyor. Yemeklerime bayılırlar. Mangal ve meze yapmakta başarılıyım. |
|
|
|
Şebnem'in Can Dündar ile söyleşisi..
Şebo'nun Dönüşü.. 'Deli kız' ilk kez 15 yaşında sahneye çıktı. Şimdi 30'ların olgunluğunu yaşıyor. "45'ime geldiğimde yine müzik yapacağım ama giderek yalınlaşacağım" diyor Kaldığı otelin lobisinde buluştuğumuzda başında rengarenk bir kukuleta, yüzünde muzip bir gülücük vardı. Türkiye'nin rock yıldızı olduğuna inanmakta zorlanırdınız. 1997 başında onu bir müzik şirketinin bürosunda ilk kez gördüğümde de aynı şaşkınlığı yaşamıştım. Yine başında gündelik bir bere vardı. Tanıyamadım. Oysa ilk klibi Yağmurlar çıkmış, şarkı dillerde gezer olmuştu. Sonraki aylar boyunca Kadın dışında albüm dinlemeyecek, nerede bir Şebnem Ferah konseri yakalarsam gidip izleyecektim. Adı televolelerde hiç gezinmedi ama kısa zamanda rock denince akla gelen isim oldu. Kemancı'da, Saklıkent'te, ODTÜ'de defalarca izledim onu… Ve her çıkan albümünde Kadın'ın tadını aradım. Siyah deriler içinde 'Kukuletalı muzip kız', söyleşimizden üç saat sonra Saklıkent'in sahnesindeydi ve üç saat önceki çocuksu halinden eser yoktu. Dümdüz saçları asice dalgalandırılmış, vücudu adeta siyah ikinci bir deri ile kaplanmış, elindeki gitarla bir Suzy Quatro görüntüsüne bürünmüştü. Baş, orta ve serçe parmaklarını havada dalgalandıran, cep telefonlarıyla fotoğraf çekip, ses kaydı yapan gençlerin "Şebo sen bizim her şeyimizsin" tezahüratı ve kırmızı-mor ışıkların huzmesi altında elektro gitarının tellerine vurdu Şebnem; gitarın uğultusuna çığlığıyla eşlik etti: "Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar/ onlar da senin gibi çok tatlıydılar/ama canımı yakardılar, acıtırdılar." Kırmızı rugan ayakkabılar 'Kırmızı rugan ayakkabılı kız', bir tatil kasabasında doğmuştu. Ailesi Yalova'ya Üsküp'ten gelmişti. Tam bir sokak çocuğuydu, 'deli kız'… Dersleri de iyiydi ama, okul dönüşü önlüğü atıp top peşine koşanlardandı. Öğretmen olan babası bağlama, mandolin, piyano çalar, arada annesiyle düet yapıp Rumeli türküleri söylerlerdi. Küçük Şebnem'i müzisyenliğe sevk eden, biraz da ailedeki müzik sevgisi oldu. İlkokulu bitirince Bursa kolejine yatılı kaydoldu. 13 kızla bir arada kaldığı yatakhanesinde tek mutluluğu müzik dinlemekti. Ablası evde Abba dinlerdi. Okulda volkmeninin kulaklığında ise Bon Jovi gibi popüler rockçılar vardı. Artık kararını vermişti: Şarkı söylemek istiyordu. Lise 1'de Yalova'daki bir akrabasına bisikletini verdi, gitarını aldı. Şimdi deli gibi gitar çalıyor ve İngilizce şarkı sözleri yazıyordu. Yatılı okuldan izinli olduğu Çarşambaları akustik gitar dersleri alıyor ve hafta sonları Yalova'daki odasında klasik gitarı ve küçük keyboard'uyla Scorpions'un Still Loving You'su gibi balatları çalmaya çalışıyordu. O yıllarda bir Londra gezisinde Soho'da bir müzik mağazasından Seth Riggs'in CD ve kitaplarını aldı. Riggs, Madonna'dan, Pavarotti'ye kadar pek çok müzisyen yetiştirmişti. Onun CD'lerinden gırtlağını nasıl kullanması gerektiğini öğrendi. Hâlâ her konser öncesi Seth Riggs'in CD'leri ile etüd yapmadan sahneye çıkmıyor. Volvox dönemi Lise 2'de Bursa'daki bir stüdyoda kiralık enstrümanlarla ilk grubunu kurdu: Pegasus. 1987'de Bursa'da düzenlenen bir rock festivalinde ilk kez sahneye çıkıp şarkı söyledi. "Mükemmel bir histi." Henüz 15 yaşındaydı. Bir süre sonra Pegasus dağıldı. Şebnem, birlikte müzik yapacağı grupla arkadaş olmanın önemini keşfetmişti. O yüzden yeni grup için en yakınlarını topladı. Gitarcı Duygu, davulcu Gül, basçı Ebru bir de keyboard'cu bulup birleştiler. Bu, Türkiye'nin kadınlardan kurulu ilk rock grubuydu. Aradıkları ismi biyoloji dersinde buldular: Volvox (Latince 'ütün Sesler') Mutsuz sözler "Hafta sonları eve gittiğimde odama kapanıyor, yemek bile yemeden çalışıyordum. Kafamda bir şeyler çalıyor, içimden sesler geliyordu. Onları mırıldanarak teybe kaydediyordum. Notist değildim henüz, teyptekileri arkadaşlarımın anlayabileceği şifrelere döküyordum. Sonra gitarımla çalıp, üzerine İngilizce söz yazıyordum. Karanlık, mutsuz sözlerdi çoğu… Ya içimden öyle geliyordu, ya da dinlediğim yabancı parçalardan kulağıma yapışmış klişelerdi. Rock raconu öyleydi yani…" "Yarınlar kadar yakın içimde fırtına Bu dalgasız deniz durgun aldatır inanma Yaslanıp gururumun kambur sırtına Kendime rağmen durmam basar giderim" ODTÜ öğrencisi 80'lerin sonunda ODTÜ Ekonomi'yi kazanıp ablasıyla birlikte "Çok mutlu zamanlarım geçti" dediği Ankara'ya yerleşti. Artık yatılı okulun ancak volkmenle müzik dinleyebildiği kısıtlı ortamından kurtulmuş, teybinin sesini dilediği kadar açıp, gönlünce gitar çalabileceği bir mekâna ve sosyal faaliyeti yüksek bir okula kavuşmuştu. Bu arada amatör gruplarda şarkıcılık yapan konservatuarlı Özlem Tekin'le tanışmış, onu da Volvox'a katmıştı. Ama grubun diğer üyeleri İstanbul'daki üniversitelere gitmişti. Volvox 1,5 yıl hiçbir yerde çalamamış, dağılmaya yüz tutmuştu. Şebnem için karar vakti gelmişti: Ekonomist olmak istemiyordu, oysa 'şarkıcılıkta yol katetmeye müsait olduğunun farkında'ydı. "Hayır, sen hiç korkma/yarın senin yanında/yeniden koş yollarda/durma, durma!" Kararını verdi. İkinci sınıfın sonunda ODTÜ'yü bırakıp, Ankara'ya 'emekliliğinde dönmek üzere' veda etti ve İstanbul'a, müziğin kollarına koştu. Kemancı dönemi İstanbul barlarında rock furyası yeni başlamıştı. 18 yaşlarında dört kız, Sıraselviler'de Kemancı'da, Ortaköy'de Sis Bar'da, arada Ankara'da şimdiki Manhattan'da, A-Bar'da haftanın beş günü sabaha kadar çalıyorlardı. Yorgunluktan perişan, ama mutlulardı. Müzik yapıp kiralarını ödeyebiliyorlar, bir yandan da sahne performansını, disiplinini, 'dinleyiciyi ısıtmayı' öğreniyorlardı. Ancak, iki yıl sonra bu tempodan yoruldular. Volvox, sekiz yaşına gelmişti. Sahnede aynı (cover) şarkıları söylemekten ne kendilerini yenileyebiliyor ne beste yapıp söz yazabiliyorlardı. 1994'te dağıldılar. Özlem Tekin ayrılıp bir albüm yaptı. Şebnem de 'artık kendi şarkısını söylemek istiyor'du. Sezen devrede Beklenen fırsat tam bu aşamada kapıyı çaldı. Hazırladıkları İngilizce sözlü bir demo, TRT'de Kokteyl programında yayınlandı. O klipte gitar çalıp vokal yapan Şebnem, Sezen Aksu'nun dikkatini çekti. Sezen "Bulun bu kızı bana" dedi. Kız bulundu. Sezen'in albümünde vokalistlik yaptı. Lâkin o, rock yapmak istiyordu. İyi de nasıl? Şebnem'in de okuduğu 'Lanet' gibi fotokopiyle çoğaltılan fanzinler aracılığıyla yeraltında üreyen bir rock kültürü varsa da, Türkçe rock bugünkü kadar popüler değildi. O dönem iki gelişme rockçıların önünü açtı: Biri Metallica'nın İstanbul'daki stadyum konserinde gördüğü muhteşem ilgiydi. Metallica'yı bile şaşırtan bu ilgi büyük bir potansiyelin işaretini verdi. İkinci gelişme ise Batılı dev müzik firmalarının Türkiye pazarına girmesiydi. Şebnem, tam bu gelişmelerin ortasında, hem de donanımını tamamlamış, çevre edinmiş olarak, çantasında bestelerle hazırdı. İlk albüm Raks'ta Sezen Aksu ve Onno Tunç'a Deli Kızım Uyan'ı dinletti. Bir gün odasına kapanıp yatağına oturmuş ve bu şarkıyı üç dakika içinde hem bestelemiş hem de sözünü yazmıştı. Gitarla en ilkel halinde çaldı: "Deli kızım uyan/Söylenenler yalan/ Deli kızım uyan/bir tek sensin duyan." Harikaydı. Sezen, Şebnem'i karşısına oturtup söz yazarken teknik anlamda nelere dikkat etmesi gerektiğini anlattı, birkaç müdahale yaptı; işte tamamdı. Hazır olan 4-5 şarkıya hiç dokunmadan albüme giriştiler. "Benim müzikal anlamda aldığım ilk kıymetli hediyedir. Buna prestij albümü olarak bakıyorlardı. Ben iyi şarkı söylediğimi biliyordum.Yaptığım şeye inanıyor, güveniyordum. Ama satılır mı satılmaz mı, belli olmazdı. Yoktu hiç örneği. Benden biraz önce Özlem çıkmıştı ama benimki başka bir kulvardı. Hiç daha önce böyle bir şey yapılmamıştı, dolayısıyla maddi bir risk alıyorlardı." Boşuna yaşanmamış Çocukken harçlıklarından, sonraları konserden kalan zamanlarından kısıp çalıştıkları stüdyo emirlerindeydi artık… İskender, Hakan, Demir, büyük bir şevk ve enerjiyle işe koyuldular. Beş ay gece gündüz çalıştılar. "Teknik anlamda da çok başarılı bir albüm oldu. İlk kez davul ve bas sesi duydu Türkiye…" Sonuç, inanılmazdı: Kadın, 400 bin sattı. 24 yaşında, hem de taviz vermeden hedefine ulaşmıştı Şebnem... Artık yolu açıktı. Altı yıl sonra dördüncü albümüne Deli Kızım Uyan'ın ikinci bölümünü şu sözlerle yazacaktı: "Çok parçalandım/ parçalandıkça çoğaldım diye inanmazsam/ Nasıl yaşarım, nasıl yaşarım? Hiçbir şey boşuna yaşanmamıştır diye inanmazsam/ Nasıl yaşarım, nasıl yaşarım?" Olgunluğa dair "Acılardan öğrendim müziğe verdim" Ablandan 11 ay sonra depremde babanı kaybettin. Uzun bir aradan sonra döndüğünde, sözlerin çok daha olgunlaşmış bir kadının sözleriydi. Deprem sonrası bomboş geldi her şey... Hiçbir şey yapmak gelmedi içimden… Babam, hayatımın çok önemli bir karakteriydi. Depremde onunla birlikte mahallem de gitti. 'Ben hangi sokakta top oynuyordum' diye gidip bakmak istesem artık yok öyle bir şey. Böyle şeyler yaşadığında tabii müziğine de yansıyor bu... Bir süre sessiz durdum. 'Ne oluyor' diye anlamaya çalıştım. Ama müzik bunu atlatmama yardımcı oldu. Sonra onu bir şekilde üretime çevirebildim. Hatta, garip bir denge ama, müziğime, insanlığıma çok şey kattığını düşünüyorum. Acı, insana kısa zamanda çok şey öğretiyor. "Sevgilim ve dostum; babam, oğlum…/ arkadaşım, aşkım; her şeyimdin sen" diyen sözlerle döndün. O deli kız, hızla büyümüştü sanki… Çok hızlı olgunlaşıyor insan… Ve yalınlaşıyor. Ablamın hastalığı çok uzun sürdü. Evde kahkaha attığım zaman kendimi kötü hissederdim. Böyle bir gençlik dönemi yaşadığın zaman sorumluluk duygun o kadar ağır basıyor ki, içinden deli doluluk gelse de yapamıyorsun; bir tarafın hep nahoş bir şey düşünüyor. Ben yeni yeni 'Ya Şebocum gül biraz' diyorum kendi kendime. Sessizliğe dair Savaşta rockçılar neredeydi? Rock, doğası itibarıyla dünyaya kafa tutan, protest, muhalif bir müzik… Paul Simon ırkçılığa karşı, Bruce Springsteen teröre karşı albüm yapıyor. Bizde niye mesela savaş karşıtı bir çalışma çıkmıyor? Aslında çok hissediyorum bunu… Kendimi eğitmeye çalışıyorum. Böyle sosyal meselelerle ilgili bir tavır içinde bulunmak ve bunu estetik bir şekilde sunabilmek de hakikaten çok zaman ve çok iyi donanım isteyen bir şey. Bir deprem albümü yapabilirdin mesela… Niye olmuyor bu..? Bence olmalı… Ama Türkiye'de zaten profesyonel şirketlerle kontratlı rock müzik yapmak o kadar yeni ki, herkes ayağını yorganına göre uzatmaya çalışıyor. Batılı müzik şirketleri bu türden çıkışlara sıcak bakmıyor olabilir, ama bir toplu konser de düzenlenemez mi? Zaten biz bu toplu tepki konularında özürlüyüzdür; sadece rock grupları için söylenecek birşey değil. Ama sanatçılar toplumun sinir uçlarıdır. İlk refleksin onlardan gelmesini bekliyor insan… Bu konuda sonuna kadar haklısın… Savaş, deprem gibi durumlarda birilerinden müzikal bir tepki bekliyorsa insanlar, bu, ilk rockçılardan gelmelidir. Oysa tepki bir yana, tersine belli markaların amblemi altında görüyoruz sizleri… Bu, işin özünden taviz vermenizi gerektirmiyor mu? O işi neden yaptığına bağlı. Benim kendi koşullarımla kendi sahnemi Erzurum'a götürme imkanım yok. Yaş ilerledikçe bazı şeyleri heyecanla değil, daha planlayarak yaparken buluyorsun kendini… 'Estetik olarak ben bunu da güzel anlatabilirim, boyumu aşmaz' diye hissettiğim gün, böyle şeyler yapma düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor. Biraz daha zamanı var. CAN DÜNDAR - Milliyet Gazetesi |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|