Netindir

Net-İndir

Güncel Oyun & Program & Resim & Msn Forumu


Şeboistler Buraya

Fan Cluplar icinde Şeboistler Buraya konusu , (eski bir röportajdan alıntıdır.) Live performans açısından en yetkin rock gruplarından biri olduğunu kısa zamanda kanıtlayan volvox, ne iyi etti de İstanbul'a geldi. Şu anda bütün gözler onların üzerinde. Yazın ...

Geri git   Netindir >
..:: Genel & Eğlence & Muhabbet & Ciddi Konular ::..
> Sohbet-Muhabbet-Ciddi Konular > Fan Cluplar

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 07-24-2008
Özel Üye
Standart

(eski bir röportajdan alıntıdır.)

Live performans açısından en yetkin rock gruplarından biri olduğunu kısa zamanda kanıtlayan volvox, ne iyi etti de İstanbul'a geldi. Şu anda bütün gözler onların üzerinde. Yazın dadaist (R. I. P. ) ile başladıkları bar gösterilerini rock'ın iki farklı mekanı Sis ve Kemancı'da değişik günlerde sürdürüyorlar. Şebnem Ferah (vokal, gitar), Ebru Bank (bas), Gül Ağırca (davul) ve Özlem Tekin (klavye, vokal) enstrüman hakimiyetleri, profesyonellikleri ve farklı karizmaları ile dikkat çekiyorlar. Volvox ile o gece çalacakları Sis'te (nite calls) buluştuk. Konyaklar, kahveler, biralar, sound check'ler, saboterler eşliğinde gerçekleşen muhabbet kombinasyonları bilgilerinize sunulur. Rock! : Okulu ne yaptın?
Şebnem Ferah : Ben aslında bu yıl İstanbul'a geldim. O. D. T. Ü. Ekonomi bölümünde öğrenciyim ama Boğaziçi'ne geçmeye çalışıyorum. Bölümümü pek sevmiyorum, gelecekte de müzikle uğraşmak istediğim için önemli olan herhangi bir bölümden mezun olmak.
Rock! : Can yeleği gibi bir şey yani. . .
Şebnem Ferah : Evet.
Rock! : Volvox ne demek?
Gül Ağırca : Volvox latince'de bütün ses anlamına geliyor. Biyolojide de tek hücreliler kolonisi demek. İsmimizi çok seviyoruz.
Rock! : Nasıl bir araya geldiniz?
Şebnem Ferah : Ben lisedeyken kuruldu bu grup. Babam beni ilkokuldayken mandolin kursuna yazdırmıştı. Okul orkestrasında solisttim, sonra bu grubu kurdum. Biz aslında çok şanslıyız, ailelerimiz bizi hep desteklediler, her konserimize geldiler. Rock farklı algılandığı için biz onlara bunun en temiz yönlerini göstermeye çalıştık; Bir yandan onları, bir yandan kendimizi eğittik. Bize köstek olmadılar, desteklemeye çalıştılar. Ama Gül'ün ve Ebru'nun ailesi önce olumsuz bakıyorlardı.
Gül Ağırca : İlk başta karşı çıktılar, ama ben "davul çalıcam!" diye tutturdum, kurs paramı stüdyoda çalışmak için harcadım. Şu anda onlardan ayrı yaşıyorum. Onaylamasalardı İstanbul'da olmazdık.
Rock! : Grupta ön plana çıkanlar var mı?
Gül Ağırca : Yoo, biz beş senedir birlikte çalışıyoruz. Beraber çalmaktan mutluyuz, bundan başka bir alternatifimiz yok. Dolayısıyla herkes kendisini nasıl mutlu hissediyorsa öyle çalıyor, istediği yerde duruyor. Bunlar konu bile olmuyor, herkes görevini yapıyor. Sadece yaptığımız müzikle ilgileniyoruz.
Rock! : Rock yapıyor diye kızları sahneden indirip karakola götürüyorlar. . .

Şebnem Ferah : Onlar orası pavyon mu rock bar mi onun bile farkında değiller. Orada kendi isteğinizle bulunup bulunmadığınız umurlarında değil. Sonuçta biz ne olup bittiğini anlamak için emniyet müdürlüğüne gittik. Bize içkili yerlerde çalışma izni veren bir kart vermek istediler; yani konsomatrislere verilen bir şey. İleride benim sicilim incelendiğinde "bu kadının vesikası varmış" denecek. Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Biz sanat yapmaya çalışıyoruz, müzikle ilgileniyoruz, başka bir şeyle değil. Popsav üyelik kartı aldık. Herhalde bundan sonra başımıza böyle bir şey gelmez. Elimizde müzik aletleriyle sahnede başka ne yapabiliriz ki..
Rock! : Rock ile içki arasında bir çift gerektirme var mı acaba?
Şebnem Ferah : İçki bizim için bir alışkanlık değil, sadece canımız istediği için içiyoruz. Rock'la arasında bir paralellik yok, bu sadece kişisel tercih. Belki de rock dinlemeyenler daha fazla içiyordur.
Rock! : Türkiye'de rock ne durumda?
Şebnem Ferah : Biz doğru olanı yapmaya çalışıyoruz. Bence Türkiye'deki rock grupları bundan 20 yıl sonrası için çok önemliler. Bütün koşullar düşünüldüğünde biraz daha mantıklı davranmamız gerek. Türkiye'de şu anda her açıdan bir geçiş devresi yaşanıyor. O nedenle su anda çok zor bir durumdayız aslında. Metallica, Bon Jovi konserlerinde bütün bir stadyum doluyor, bir Türk grubu ise kaset yapamıyor. Acayip çelişkiler yaşanıyor, o nedenle şu anda yaptıklarımız 20 yıl sonrası için çok önemli.
Rock! : Rock'ın popüler olması bazı Ortodoks rockerları rahatsız mı ediyor?
Gül Ağırca : Artık bir altyapı oluşuyor. Stadyum konserlerinde herkes şarkılar söylüyordu. Rock'ın underground olmaktan çıkıp popüler olması bence daha doğru. İnsanların sevdikleri, dinlemekten hoşlandıkları şeylerin underground olmasını zorlamakta bir anlam yok. Mtv'de her türlü grubu izliyorsunuz. Türkiye'de underground konusu bence çok fazla abartıldı. Bir şeyler gerektiği gibi yapılamadığı için bunun arkasına sığınıldı.
Rock! : Fraksiyonlara ayrılma anlamında Türkiye'de sol ve rock benzerlik gösteriyor mu?
Gül Ağırca: Sol-sağ konusu çok derin bir konu. Çok tartışıldı. Türkiye'de rock konusunda çok fazla şey yapılmadı bence; Bu nedenle bir bölünmeden çok, bir bütünleşmeden söz edilmesi gerekir. Şu anda attığımız her adım sonrası için önem taşıyor. 15,000 satacak kaset yapmaktan çok, yeni bir rock dinleyicisi kazanmak bizim için daha önemli. Daha büyük prodüksiyonlar gerçekleştirmek için bekliyoruz. "keşke" demeyeceğimiz bir yapım olsun istiyoruz.
Rock! : En yeni elemansın. Topluluğa katılışın nasıl oldu?
Özlem Tekin : Ben daha önce hep erkek gruplarıyla sadece solist olarak çalıştım. Şimdi hem çalıp, hem söylüyorum ve çok mutluyum. Önceleri barda çalınacağı zaman gruba katılan bir elemandım, şimdi öyle değil. Belki kaset yapılacağı zaman klavye çalacağım.
Rock! : Sahne için özel hazırlık yapıyor musunuz?
Şebnem Ferah: İçimizden geldiği gibi davranıyoruz. Şov olsun diye yaptığımız pek bir şey yok.
Özlem Tekin : Herkes normal, çok da değişik giyinmiyoruz aslında.
Şebnem Ferah: Artık insanların bizi normal bir rock grubu olarak kabul etmelerini istiyoruz. İnsanlar eğlensinler, gelsinler. Biz çalarken çok eğleniyoruz.
Özlem Tekin: Kadın olarak enstrümanları taşırken çok zorlanıyoruz. Bir de ciddiye alınmıyoruz, alınınca başımıza söylediğimiz şeyler geliyor. İnsanlar bizi tanıyor bu da bize güven veriyor.
Rock! : Sahnede olmanın avantajını kullandınız mı? Mesela çalarken barın bir ucundaki çocuğu gözünüze kestirip "ben bunu götürürüm" yaptınız mı?
Özlem Tekin: Öyle şeyler çok farklı olmuyor. Ben uzun ilişkilerden yanayım. Prensimi bekliyorum.
Şebnem Ferah: Benim prensim yok da. . .
Özlem Tekin: Aslında olmuyor değil yani. . .
Şebnem Ferah: Ama bunu herkes yaşıyordur. Bunun için rockçı olmaya gerek yok. Buraya çok etkileyici kızlar da geliyor.
Özlem Tekin: Ohoo! Önümüzde neler oluyor!
Rock! : Konsantrasyonunuz bozulmuyor mu?
Özlem Tekin: Yooo!
Şebnem Ferah: Oraya çıkınca kalabalıkla hiçbir ilişkimiz kalmıyor.
Rock! : Bar geyiklerine rastladınız mı?
Özlem Tekin: Herifin biri çiçek gönderdi. Yapraklar klavyeye döküldü. Deli oldum. Orgu mu temizliyim, napiim? çıldırdım.
Şebnem Ferah: Öyleleri yanlışlıkla geliyorlar. Bakınıyorlar, anlamıyorlar.
Özlem Tekin : Evet, çince konuşuyorlar. Ha ha ha! görevliler uyarınca onlar da gidiyorlar. Bizim çaldığımız müzikle pek eğlendiklerini söyleyemem.
Rock! : Müzik dinlerken tür ayrımı yapıyor musun?
Ebru Bank : Müzisyen olarak her yeni çıkan şeyi izlemeye çalışıyorum. Kim ne yapmış, nasıl çalmış, ne kullanmış. . . Queensryche, Heart, Phantom blue, gitar virtüözlerini, dio'yu severim.
Rock! : Teknik mi,melodi mi?
Ebru Bank : Bakıp görmek için teknik ama birincil olarak melodi, kulağa hoş geleni dinlemek isterim, her ne kadar ders çalışır gibi müzik dinlesek de. . . Melodi kötüyse en fazla bir ya da iki kere dinlerim.
Rock! : Hiç "ben bu şarkıyı sevmemeliyim" deyip rockçılığından utandığın şarkılar oldu mu? Ace of Base'in "All That She Wants"'i gibi. . .
Ebru Bank: Hayır. Hiçbir zaman fanatik olmadım. Mesela Mariah Carey'i severim. Deep Purple'i çok severim ama "1 numara odur" demem. Her grubun iyi kötü yanları var.
Rock! : Bu yıl en çok beğendiğin şarkı hangisiydi?
Ebru Bank: Seçim yapmasam olmaz mı? (Biraz düşündükten sonra) galiba Aerosmith'den Cryin'
Özlem Tekin: Ben bi beste yaptım. Öyle güzel oldu ki. . .
Rock! : Seçim yapmak zorunda olsaydın kimi seçerdin? Beavis mi, Butt-head mi?
Özlem Tekin : Butt-head'i
Rock! : Niçin?
Özlem Tekin: Beavis'in anlamı daha kötü de ondan. He he he!
Rock! : Sis ve Kemancı hakkında ne düşünüyorsun?
Özlem Tekin: Çaldığımız mekanlar çok hoş. Bizi sevenler geliyor. Sürekli müşteriler. . .
Rock! : Masalarınız oluşmaya başladı mı?
Özlem Tekin: Kemancı'yı da seviyorum ama Sis'te sanki organik bir yakınlık var. Çok farklı bir ev gibi. . . Ses düzeni, gelen insanlar. . . Hepimiz çok seviyoruz.
Rock! : Yoğun bir temponuz var, nasıl dayanıyorsun?
Özlem Tekin: Çok zorlanıyorum ya! Okulum ağır ya! Şikayetçiyim.
Rock! : Tür ayrımı yapar mısın?
Özlem Tekin: Çok az! Çayı bazen üç şekerli bazen şekersiz içmem gibi. Tabii ki yelpazenin belli bir yerindeyim. O günkü ruh halime bağlı. Bol klavyeli, geri vokalli melodik amerikan rock ağır basıyor. Ama klasik de dinlerim.
Rock! : İnsanın depresif takıldığı günler vardır. "Benimle ilgilenin" der arkadaşlarını eve çağırır, sonra iki kelime konuşmaz. Böyle zamanlarda ne dinlersin?
Özlem Tekin: Depresif olduğumu söylerler. Agresif durumlarım da olur. Çabuk değişirim. Hangi ruh halindeysem, onun tersi her şeyi dinlerim. Bir an önce kafamı dağıtayım diye. . .
Rock! : İstemediğin birileri ile bir arada olmak zorunda kalsan ne yaparsın?
Özlem Tekin: Ay! İğrenç bir şey. Enerjiksem eğlenir görünüp dalga geçerim. Yoksa kalkıp giderim.
Rock! : Ebru, özlem hep böyle midir?
Ebru Bank: Evet. Eğlenceli, hoş konuşur.
Rock! : Özlem, Nina Hagen'i beğenir misin?
Özlem Tekin: Evet nereden bildin? Bayılırım o kadına. O yaradılıştaki insanlara. . . Joan Jett, Sinead O'connor. . .

Çocukları azad etme vakti gelmişti. Sonuç olarak söylemek isteriz ki sayıları artan rock mekanlarında performans sergileyen topluluklar arasında kaliteyi ve profesyonel bilinci yakalayanlardan biri olan volvox bu yolda ilerlemeyi sürdürürse, bu memlekette ve hatta ötesinde rock adına çok şey gerçekleştirecektir.

Röportaj: Bora Çiftçi

Rock! 1994


Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 07-24-2008
Özel Üye
Standart

Şebnem'den Hazır Cevaplar

Röportaj: Anadolu Rock/Bahar Şenkal/31 Mart 2004

-Hayatınızda en çok utandığınız an..?
ŞF: Düştüğüm zaman hem çok gülerim hem de çok utanırım.

-Savaş deyince aklınıza ne geliyor..?
ŞF: Ölüm, silahlar, silah üretip satıp mutluluk duyanlar... Peter Gabriel’in "Passion" albümü..

-Hangi yardım kuruluşunda gönüllü olarak çalışmak istersiniz..?
ŞF: Sanırım yaşlı ve kimsesi olmayan insanlara yardım edebilirim..

-İstanbul’un en sevdiğiniz semti..?
ŞF: İstanbul’da olduğumu en çok Beyoğlu’nda hissederim. Bir de köprüden geçerken Ortaköy’ü
severim. Ortaköy ve Beşiktaş arasındaki caddeye bayılırım. Ağaçlı ağaçlı..

-Hobileriniz..
ŞF: Evimdeki konsol, masa vb. ahşap eşyaları zımparalar sonra da boyarım. Bahçemle ilgilenirim.

-Buzdolabınızda olmazsa olmazlar..?
ŞF: Su, kola, domates suyu ve meyve bulundururum.

-Dünya mutfaklarından hangisi favoriniz..?
ŞF: İtalyan mutfağı.

-Moda sizin için ne ifade ediyor..?
ŞF: Benim hayatımda belirleyici hiç bir yönü yok. Giysilerimi kendi estetik anlayışıma göre kombine etmeyi severim. Çoğu zaman da bir kot bir tişört giyerim. Yurtdışına gittiğimde ikinci el satan mağazalardan alışveriş yaparım.

-Giyim zevkiniz nasıl..?
ŞF: Rahat, eğlenceli, içimden geldiği gibi, tezatlıklar da barındırabilen..

-Asla giymem dediğiniz..
ŞF: Çok kadınsı kıyafetleri hem kendime yakıştırmıyorum, hem de rahat edemiyorum. Dergi sayfasından fırlamış gibi tamamen uyumlu bir kıyafetim olmadı.

-Evlilik sizin için ne ifade eder..?
ŞF: Çok düşündüğüm bir şey değil, çok anlam yüklediğim bir şey de değil.

-İdeal tatil..
ŞF: Ruh halime ve geçirdiğim döneme bağlı. Çok çalışmış ve yorulmuşsam kafa dinleyeceğim sakin bir tatil.. Bir de yeni ülkeleri keşfetmek..

-Bir erkekte aradığınız özellikler..
ŞF: Algılarının mümkün olduğunca açık, eğlenceli, kolay iletişim kurulabilir ve çalışkan olması önemli.

-En son izlediğiniz film, aldığınız kitap ve albüm hangileri..?
ŞF: En son okuduğum kitap; "Can Kırıkları". En son aldığım albüm "Audioslave". Film ise sinemada oynarken
kaçırdığım bir film: "Being John Malkovich".

-Sizi en çok etkileyen film hangisiydi..?
ŞF: "Leon", mükemmel bir filmdi.

-En çok beğendiğiniz oyuncular..?
ŞF: Gary OLdman, Jack Nicholson, Anthony Hopkins, Haluk Bilginer, Şener Şen, Nurgül Yeşilçay.

-En çok etkilendiğiniz sahne..?
ŞF: "Piano" filminde oyuncunun kesik parmağıyla piyano çalması.

-En sevdiğiniz müzik aleti..?
ŞF: Gitar, keman.

-Müzikle ilgilenmeseydiniz, ne işle uğraşırdınız..?
ŞF: Sanırım öğretmen olabilirdim.

-Türkiye’de rock müzik..
ŞF: Türkiye’de çok başarılı, çok değerli müzisyenler var ama müzik sektörü sosyal ve ekonomik bir dejenerasyon geçiriyor.

--------------------------------------------------------

Röportaj: Şebnem Yine İsyanlarda...

Şebnem Ferah 'Can Kırıkları'nda yine hayata isyan ediyor. Çünkü başını yastığa koyan herkesin düşündüğü türde şeylerin şarkılarını söylüyor...

Şebnem Ferah'ı beş yıldır tanıyorum. Ne zaman bir albüm yapsa damlıyorum kendisine. Seviyorum yaptığı müziği, hayattaki duruşunu. Lakin, her gördüğümde daha bir duygusal, daha üzünçlü, daha romantik buluyorum kendisini. Yıllar geçtikçe dertlenme katsayısı artıyor gibi geliyor. Onun şarkılarını dinlerken gözlerindeki hüznün, şarkılarına çığlıklar şeklinde yansıdığını düşünüyorum. O da, 'İyi ki, bir şarkıcıyım iyi ki, böyle çığlık atabiliyorum' diyor. Gerçekten de öyle güzel çığlık atıyor ki, insanın ağzını sulandırıyor. Çünkü öylesine tatsız şeyler yaşıyoruz ki, öylesine bir tükenmişliğimiz var ki, bağır bağır bağırmak, çığlıklar atmak, isyanlar etmek geliyor insanın içinden. Sonuçta ortalık can kırıklarıyla doluyor. Şebnem Ferah da zaten Pasaj Müzik'ten çıkan albümünün ismini 'Can Kırıkları' koymuş.
Neden böyle oldu, neden ortalık can kırıklarından geçilmiyor?
Ben aslında bunun hep böyle olduğunu, ama insanın yaşı ilerledikçe tecrübelerini arka cebine koymaya başladıkça algılama mekanizmasının daha yoğun çalışmaya başladığını düşünüyorum. Yani geçmişe bakacak olursak, dünya hiçbir zaman çok da eğlenceli bir yer olmamış. Dünya hep çıkarlar için, çok büyük topluluklar için insanların öldürüldüğü bir dünya. En azından bugünden daha büyük katliamlar olmuş. Bütün bunların yer aldığı ama bir taraftan da mucizevi gibi görünen güzellikte bir yer üstünde yaşıyoruz. Nasıl algılayacağımız galiba yaşadıklarımızla değişiyor.
Kırıkları doğal karşılıyorsunuz yani.
Evet bu herkesin hayatı. Herkesin hayatı çok zor. Herkesin de koskocaman birer dünyası var, yani kimse kimseden bunları daha yoğun ya da zor atlatıyor denemez. Herkesin gerçekten elinde olmadan, istemeden içinden geçtiği tüneller var. O tünellerden geçtikten sonra belki, ilk gün ışığını gördüğümüzde mutlu oluyoruz. O ışık bizi yeniden şarj edebiliyor. Ama karanlığı tanımış oluyoruz.
Albümünüzde denizden çok söz ediyorsunuz. İyi midir aranız denizle?
Evet, sahil kasabasında büyüdüğüm için denizle aram iyidir. Benim babam denizi çok severdi. En mutlu zamanlarım belki denizde geçirdiğim zamanlardı. Bir kere o denizin her karışını tanımak isterim. Onu iyi becerebiliyor muyum, iyi dalıp çıkabiliyor muyum, her gün şaşırmaya devam ediyorum. Bir taraftan da güçlü bir yüzücü olduğumu söyleyebilirim. İyi miyim, kötü müyüm bilemiyorum ama güçlüyüm. En azından bundan yorulmuyorum. Yorulmam. Gerçekten dibinde ne var, her şeyini görmek isterim. Çıktığımda 'oh' diye nefes almak ne kadar güzeldir. Bütün bunları yaşamak isterim. Sinir uçlarımın ihtiyacı.
Ya yüz ya da boğul...
Bu hayat denizinde ya iyi yüzeceksin ya batıp gideceksin derler. İkisinin arası çok yorucu olurmuş. Yani yüzmeyi pek becerememek... Hayat boyu dalıp çıkarsın. Hep bir boğulma hali. Çok doğru, kesinlikle. Zaten belki de o yüzden hayatla özdeşleştirmişim denizi. Çünkü ben açıkçası farkında değildim bu mefhumu bu kadar çok kullandığımın. Sonra tümüne baktığım zaman farkına vardım. Belki de bazı gerekliliklerin içinde kendimizi sonradan buluyoruz ya hayatı yaşarken, yüzmek de öyle bir şey ya. Öğreneceksin ya da boğulacaksın, az biliyorsan debelenerek gelip gideceksin, nefessiz kalacaksın, tekrar nefes alacaksın, yönünü şaşıracaksın. Aslında hakikaten benzeştirilecek bir şey. Belki de o yüzden çok kullanıyorum, bilmiyorum ki.
Boğulur gibi hissettiğinizde ne yapıyorsunuz? Çığlık atıyorsunuz gibi...
Söylediğim lafı anlatabilmek istiyorum ben şarkı söylerken. O zaman gerçekten müzik benim için hakikaten amacına hizmet etmiş oluyor. Böyle bir şey benim hayatımda hop diye çekilip alınırsa ben ne yaparım cidden bilmiyorum. Müziği, benim özgürce yaklaşımımı, istediğim zaman çığlık atıp, istediğim zaman mırıldanabilme özgürlüğümü bana aslında yaşadığım hayat ve ona bakış açım sağlıyor. Onsuz ne yapardım bilmiyorum.
Hüzün biraz da kanımızda var galiba, hüzünlü mü yetiştiriliyoruz?
Geleneklerimizde var tabii. Aslında bu yaşayış biçiminin Türklere has olduğunu da düşünmüyorum. Geleneklerde de var, kahkaha atarken ağzını kapatma refleksi, çok gülerken kötü bir şey mi olacak gibi bir şekilde yaşantımıza yerleşmiş olan, nereden çıktığına akıl sır erdiremediğim gelenekler bizim üzerimizde böyle bir etki yaratmış olabilir. Aslında hüzün hakikaten dünyanın neresinde, her insanda, daha az ya da daha çok diyebilir miyiz, her ırktan, her gelenekten, her dinden insanın hücrelerinde olan bir şey bu, tersini düşünemiyorum. Ama bizim geleneklerimizde bunu abartabilme potansiyeli var.
Pardon ama sizin albümler de biraz hüzünlü oluyor.
Benim böyle bir iddiam, böyle bir müzik anlayışım yok. Hakikaten müzik yapmak istiyorum. Bir şekilde yer işgal edeceksem onu inandığım şekilde yapmalıyım, fikrini savunan biriyim sadece. Ama mesela albümde bir parça var, 'Kırmayalım birbirimizi' diyen. Aslında basit ama bana sorarsanız, bazı şeylerin derinliği de basitliğinde olabilir. Bugün bir arkadaşım, 'Bu parçayı dinledikten sonra telefona sarıldım ve dün kız arkadaşımı kırmıştım onu aradım' dedi. Yani bu bile insanın tüylerini diken diken ediyor. Bütün insanların başını yastığa koyduğunda böyle şeyler hayal edebildiğini biliyorum. Hepimiz kendi kendimize kaldığımızda bunları düşünürüz öyle değil mi? İnsani ilişkilerimizi, ailemizi, arkadaşımızı, o gün istemeden kırdığımız ya da bizi kıran birilerini.
Birinin kalbini kırdığında canın acımaz mı, düşünmez misin yalnız kaldığında. Uykunuz kaçmaz mı?
Uyku sorunum olduğu için kimsenin kalbini kırmıyor, rahat uyuyorum. Birilerinin kendini yalnız hissettiği anlarda kalbine üç dakikalık bir su serpme, bir paylaşım etkisi yaratabilirse şarkılarım o zaman çok mutlu olurum gerçekten. Çünkü benim de dinleyip 'Demek ki bunu herkes yaşıyor' dedirttiğim, rahatlattığım parçalarım var. Hepimiz insanız ve hepimiz aslında aynı duyguları sadece başka tecrübelerle yaşıyoruz.
'Can kırıkları' isimli şarkınızda 'İçimde bir deniz var' diyorsunuz. Ben de buna inanırım. Gözyaşıyla denizin tadı aynı gelir bana.
Bedenimizin dörtte üçü sıvı. Böyle teknik bir gerçek de var. Fakat bazı şeylerin özü birbirinin o kadar aynı ki. Yani terin, gözyaşının tadının benzemesi bana hep bir şeylerin özü gibi gelir. İnsan çalıştığı zaman terler, insan üzüldüğü zaman ağlar. Bunu kelimelere dökemem, ama bütün insanların ortak buluştuğu nokta var. Evet, gözyaşı ile terin tadı aynı. Bütün bunlar, aslında birbirimizi ayrı tutan noktaları saf dışı bırakıp, çok benzer olduğumuzu, ayrıştığımız noktaların kendi seçimimiz olduğunu ifade eden güzel ayrıntılar değil mi? O kadar saçma sapan şeylerle dolduruyoruz ki, kendimizi, kendi kendine dolu olan bir şeyi boşaltıp, içine canımız ne istiyorsa onu koyuyoruz. İşte deniz de, içine ne atarsan at, kendini yenileme potansiyeli olan bir şey. Belki sembol olarak onun için bu kadar ağırlıklı seçmiş olabilirim. Dünyanın yükünü taşıyor, bütün pislikleri içine atıyor ama duruyor dünya var olduğundan beri. Ve bir de hayatlar barındırıyor içinde.

Röportaj Hızır Tüzel
Radikal 24.07.05


Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil


Şeboistler Buraya

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:45 AM .


Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc.
Güncel Forum, Güncel Net, Güncel Mekan, Net-indir.com | Bedava program, oyun, msn, resim indirme sitesi, BestForumTR.net, MsnTR.Org, Güncel Forum Sitesi
Gizlilik Bildirimi