Netindir

Net-İndir

Güncel Oyun & Program & Resim & Msn Forumu


Roman ÖZetleri..

Güncel Cafe icinde Roman ÖZetleri.. konusu , Dünyayı Değiştiren Beş Denklem (Five Equations That Changed The World) Dünyayı Değiştiren Beş Denklem Matematiğin Gücü ve Şiirselliği Five Equations That Changed The World - 1995 Michael Guillen Çeviri: Gürsel ...

Geri git   Netindir >
..:: Yaşam & İnsan ::..
> Alt Kategoriler > Güncel Cafe

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #46 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

Dünyayı Değiştiren Beş Denklem (Five Equations That Changed The World)

Dünyayı Değiştiren Beş Denklem
Matematiğin Gücü ve Şiirselliği

Five Equations That Changed The World - 1995

Michael Guillen

Çeviri: Gürsel Tanrıöver

Sayfa Sayısı: 283
Boyutları: 13,6 x 21,5 cm
ISBN 975-403-206-8

Harvard Üniversitesi'nde fizik ve matematik dersleri veren, Amerikan ABC televizyonunda bilim editörü olarak görev yapan Michael Guillen, Dünyayı Değiştiren Beş Denklem'de, günlük hayatımızı kalıcı bir biçimde değiştiren beş denklemin hem matematiğini hem de öyküsünü anlatıyor. Bu denklemlerin öyküleri bir yandan beş büyük bilim adamının portresini çizerken bir yandan da okuyucuya 17. yüzyıldan günümüze değin bilimin ve bilim-insan ilişkisinin kesintisiz bir tarihsel kaydını sunuyor. Çok soyut gibi görünseler de, etkileri son derece somut olan bu beş denklem, aslında bilimin o meşhur elmadan kötü şöhretli atom bombasına doğru çıktığı yolculuğun beş önemli kilometre taşı...

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 141
Alıntı ile Cevapla
  #47 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

Ivo Andriç Drina Köprüsü
ıvo andriç
İvo Andriç, 1892 yılında Bosna'da dünyaya gelmiştir. İvo Andriç, babasının ölümünden sonra, annesi ile Drina ırmağı yakınındaki Vişegrad'a taşınmıştır. Çocukluğu burada geç­miştir. Viyana, Zagreb, Krakov ve Graz üniversitelerinde öğ­renim görmüştür. Felsefe, Slav tarihi ve edebiyatı okumuştur. Politika ile yakından ilgilenen İvo Andriç, Slav ulusunun kur­tuluşunu sağlamaya çalışan devrimci gençlik örgütüne gir­miştir. Bir yıl kadar hapiste yatmıştır. İkinci Dünya Savaşına kadar konsolosluk ve elçilik yapmıştır. Başlıca eserleri: Ali Cercelez'in Yolu, Travnik Kroniği, Matmazel, Hapishane Anı­ları'dır.
DRİNA KÖPRÜSÜ
İvo Andriç'in en ünlü eseridir. Pek çok kez basılan bu ro­man 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almıştır.
Romanın başkişisi Drina köprüsüdür. Köprünün kaderiy­le benzer kaderi olan insanların hayatı, gelenek ve görenek­leri, inançları anlatılmaktadır. Eserde köprü vesilesiyle Os­manlı İmparatorluğunun çöküş süreci ve Birinci Dünya Sa­vaşı da işlenmektedir.

Başlıca Kahramanlar
Abid Ağa: Osmanlı İmparatorluğunu yıkılışa sürükleyen beceriksiz idarecilerdendir. Zalim, bencil, makam hırsıyla do­lu, sert, katı yürekli bir yöneticidir.
Mimar Tosun: Sonradan Müslüman olmuş bir Rum'dur. Abid Ağa'nın yardımcısıdır.
Arif Bey: Abid Ağa görevden alındıktan sonra Drina köprüsünü inşa etmekle görevli mimardır. Dürüst, ince, yu­muşak, iyi niyetli bir kişidir.
Yelisey ve Mile: Suçsuz yere başları kesilen iki efsane­vi, saf köylüdür.
Davut Ağa: Hanın yöneticisidir. Akıllı, azimli, inatçı, va­tanı için delice çalışan biridir.
Molla İbrahim: Müslüman cemaatin lideridir. Rahip Nikola ile çok iyi geçinen, bilgili bir kişidir. Kekeme, merha­metli, zengin biridir.
Rahip Nikola: Ortodoks cemaatinin lideridir. Hoşgörü­lüdür, Molla İbrahim'le dosttur.
Davit Levi: Kasabanın hahambaşısıdır. Zengin, zayıf, güçsüz, biraz da korkak bir kişidir.
Yoso: Rahip Nikola yaşlandıktan sonra yanına aldığı yardımcısıdır.
Fato: İstemediği bir gençle evlenmek zorunda bırakıldığı için intihar eden güzel bir Boşnak kızıdır.
Lotika: Kasabada bir restoran işleten, güzel, çalışkan, otoriter bir Yahudi kadınıdır.
Ali Hoca: Kasabanın eskiden zengin, önde gelen ailele­rinden birine mensup olan Ali Hoca, dürüst, bilgili, mantıklı bir insandır.

ÖZET
Drina, sarp dağlar arasında akan bir ırmaktır. Drina'nın sağ tarafında Vişegrad kasabası bulunmaktadır. Sol kıyısında ise bir başka mahalle vardır. Kasaba ve mahalleyi birbirine bağlayan çok güzel bir köprü vardır: Drina köprüsü. Köprü, Bosna'yı Sırbistan'a, Osmanlı İmparatorluğuna, hatta İstan­bul'a bağlayan biricik bağdır. Köprünün sol tarafında yaşa­yan Hıristiyanlarla sağ tarafında yaşayan Müslümanlar iç içe yaşamaktadır.
prü yapılmadan önceki devirlerde, köprünün hayalini ilk kez, buradan 1516'da İstanbul'a götürülen bir oğlan çocu­ğu kurmuştur. Bu çocuk, Osmanlı'nın ünlü sadrazamı Sokul­lu Mehmet Paşa'dır. Drina yakınlarında bir köyde Hristiyan bir aileye mensup olan Sokullu Mehmet Paşa on yaşlarında devşirme olarak Osmanlı sarayına, götürülmüş, kısa sürede yükselmiş, Osmanlı İmparatorluğunun genişlemesinde çok büyük katkıları olmuştur.
Sokullu Mehmet Paşa, hâlinden çok memnun olmakla birlikte bazen asıl memleketini ve Drina'yı hatırlamakta, için­de buruk bir acı hissetmektedir. Bu acıyı dindirmek için, Drina'ya çok mükemmel bir köprü inşa ettirmeye karar verir.
Sokulu Mehmet Paşa'nın karar verdiği yılın ilkbaharında inşaat başlar. Kasabaya çok kalabalık bir kafile gelir. Köp­rünün mimari Abid Ağa'dır. Geldiği ilk gün halkı, acımasız­lığıyla korkutur. Sonbahara kadar inşaat devam eder, köprü­nün birinci kısmı sona erer. Abid Ağa, baharda geri dönece­ğini, döndüğünde köprüyle ilgili en ufak bir zarar olursa hal­kın tamamını cezalandıracağını söyler.
İlkbaharda yanında Dalmaçyalı taşçılarla yeniden gelir. İşçilerin çokluğu kasabayı huzursuz etmekte; fakat kasabalı korkudan ses çıkaramamaktadır. Abid Ağa, halktan pek çok kişiyi köprüde karşılıksız çalışmaya zorlamaktadır. Köylüler is
yan etmeye başlar, köylülerden Radisav adında biri halkı ga­leyana getirmektedir. Gece, geç saatlerde hıncından köprüye zarar verir. Radisav yakalanır. Radisav'in önce tüm vücudu­na kızgın zincirler vurulur, halkın önünde kazığa geçirilir. Bu olay, Abid Ağa'nın katı yürekliliğini ve korkunçluğunu köylü­ye daha iyi gösterir. Gece olunca işkenceden ölen adamı ya­kınları gizli bir şekilde Drina'nın yakınlarında bir mezara gö­merler. Aralık ayındaki sert kışla işkenceler ve inşaata tekrar ara verilir ve Abid Ağa kafılesiyle köyden ayrılır.
İlkbaharda inşaat için gelen Abid Ağa değildir. Abid A-ğa'nın köyde yaptığı eziyetler sadrazamın kulağına gitmiş, sadrazam Abid Ağa'yı sürgüne göndermiştir. Abid Ağa'nın yerine gelen Arif Bey, yine bir kafileyle gelir. Arif Bey, son hızla köprünün yapımı için uğraşırken herkese hakkını öde­mektedir.
Yıllar geçmekte, köprü ve yanında yapılan han çok ya­vaş ilerlemektedir. Kasabadakiler yavaş yavaş köprüden ümitlerini kesmişlerdir. Bu arada kasabalının hemşehri olarak gördüğü Sadrazam Mehmet Paşa öldürülmüştür. Bir cuma maiyetiyle birlikte camiye giderken meczup bir derviş sadaka istemek için sadrazama elini uzatır. Sadrazam para verilmesi için emir verip arkasına döndüğünde derviş bir kasap bıçağı ile sadrazamı öldürür. Kasaba bu olayı duyduğunda çok üzülür. Drina üzerindeki muhteşem köprü ve han onun eseri olarak sonsuza dek yaşayacaktır.
prü yapıldığından bu yana, bir yüzyıl geçmiştir. XVII. yüzyılın sonlarında kasabada değişiklikler olmaya başlar. Türk orduları Macaristan'dan çekilmektedir. Bosna'da sadece bu olay konuşulmaktadır. Askerlerin çekilmesiyle buralardaki vakıf malları imparatorluğun sınırları dışında kalır. Han ve köprüdeki hizmetkârların parası ödenmemekte, bu binalar gittikçe bakımsızlaşmaktadır. Hanı, Davut Hoca idare etmek­te, yardım için başvurduğu her yerden eli boş dönmektedir.

Han, gittikçe bakımsızlaşmakta, ziyaretçileri her geçen gün azalmaktadır. Bu yüzyılda, Drina için önemli olaylardan biri de, kasabayı birkaç yıl gerisine sürükleyen sel felaketidir.
Sırbistan'daki ayaklanmalar Bosna'yı da etkilemektedir. Asiler kasabadaki Müslüman ve Hıristiyanları aynı derecede rahatsız etmektedir. Kasabaya dışardan gelenler bir karakol ve kulübe yaparlar. Sırp isyanı bastırılmasına rağmen bu toprak­larda, devlet ciddi tedbirler almaktadır. Bu yüzden, masum misafirler olan Yelisey ve Mile, karakol tarafından halkın gözü önünde öldürülür. Böylelikle halk sindirilmiş olmaktadır. Dri­na köprüsü, bu cesetlerin atıldığı bir yer olmuştur. Kasabalı artık bu köprünün yanından dahi geçmek istememektedir.
XIX. yüzyılın ortalarıdır. Osmanlı, gitgide sınırlardan çe­kilmekte, siyasi dengeler değişmektedir. Bu değişikliklerle bir­likte kasabada veba ve kolera salgını olur. Bununla birlikte, halk bu etrafına kapalı kasabada sessiz, sakin yaşamaktadır. Bununla birlikte, kasabada bazı olağan dışı olaylar cereyan etmektedir. Olay, Velyi Lug'la Nezuka'nın hikâyesidir. Velyi Lug, kasabanın en önde gelen ailelerindendir. Avdaga Osmanagiç ise hatırı sayılır bir toptancıdır. Yeni evlenme çağına gelmiş bir kızı vardır. Kızı Fato, güzelliğiyle ün salmış bir genç kızdır. Kasabadaki bütün gençler, kızın kibarlığından bahset­mektedir. Pek çok kişi evlenme teklif etmiş; fakat ret cevabı almıştır. Nezuka köyünde de Hamziç kardeşlerin evleri bulun­maktadır. Avdaga Osmanagiç, kızını Hamziçlerden biri ile ev­lendirmek isteyince Nezuka kendini Drina köprüsünden ata­rak intihar eder.

Kara Corc isyanından sonra Sırbistan'da isyan çıkmıştır. Sınır boylarında Sırp ve Müslüman evleri yanmaya başlar. Osmanlılarla Sırplar arasındaki savaş bir süre yatışsa da içten içe bu alanlar kaynamaktadır. Avusturya ordusunun Bos­na'ya gireceğine dair söylentiler baş gösterir. Bosna'yı padi­şahın hiç karşı koymadan bıraktığı söylentileri yayılmaya baş lamıştır. Yalnız, Plevlie müftüsü Avusturyalılara direneceğini söyleyerek Drina'ya gelir, amacı yardımcılar toplamaktır. Mü­tevelli Ali Hoca, bu isyana karşı çıkar. Kasabanın eskiden zen­gin, önde gelen ailelerinden birine mensup olan Ali Hoca, dü­rüst, bilgili, mantıklı bir insandır. Silahlı bir direnişin ancak hal­ka zarar vereceğine inanmaktadır. Ona Plevlie müftüsü, "ga­vur, vatan haini" ithamlarında bulunur. Aralarındaki kavga gittikçe büyür. Halkı galeyana getiren müftü, Ali Hoca'nın ku­lağından köprüye çivilenmesini sağlar. Ali Hoca hareket ettik­çe canı yanmaktadır. Ancak Avusturya ordusunun kasabaya girmesiyle bir hasta bakıcı sayesinde kurtulur.

Kasabaya Avusturya birlikleri hâkim olmuştur. Müslü­man evlerinde umutsuzluk, Hristiyan evlerinde ise güvensiz­lik vardır. Kasabadaki din temsilcileri İbrahim Molla, Müder­ris Hüseyin Efendi, Rahip Nikola, Hahambaşı Davit Levi A-vusturya albayını karşılamak üzere çağrılmıştır. Dördü de çok korkmaktadır. Onları neyin beklediğini bilmemektedirler. Hepsi hoşgörü içinde yaşayan bu farklı din temsilcileri aynı zamanda birbirleriyle dosttur. Albay, kasabada düzenin ko­runması gerektiğini, aksi takdirde cezalandırılacaklarını söy­ler. Hepsi derin düşüncelere dalmış şekilde evlerine dönerler.

Birkaç gün sonra hayat eski seyrini alır. Fakat işgal altın­da yeni bir çağ başlamıştır. Kasabanın her yerinde askerden daha bol bir şey yoktur. Kasabanın görünüşü her geçen gün değişmektedir. Kuruş ve para ile hesaplar görülmeye baş­lanmıştır. Ağaçlar kesilmekte, yollar onarılmakta, yeni yollar yapılmakta, belediyeye ait binalar inşa edilmekte, mağazalar açılmaktadır. Taş Han ise yıktırılmıştır. Yerine bir kışla yapıl­mıştır. Kasabada tek değişmeyen ve ayakta kalan şey "Drina Köprüsü "dür.

Kasaba gece gündüz aydınlık, modern bir şehir görünü­mü almıştır. On iki yıl önce kasabaya gelen Milan, kasabada­ki eğlencelerden faydalanan kişilerin en önde gelenidir. Mi
lan, kumar oynayarak bir gecede tüm servetini kaybetmiştir. Buna dayanamayan Milan intihar eder. Cenazesinin Hristi-yan mezarlığına gömülüp gömülmeyeceği sorun olur. Rahip Nikola'nın hoşgörüsü Hristiyan mezarlığına gömülmesini sağlar.

Zorunlu askerlik uygulaması kasabadaki gençleri etkile­miş, işgal yıllarında işaretlenen evlerdeki gençler zorla askere alınmıştır. Önce dehşetle karşılanan bu olay zamanla kasaba­da olağan bir hadiseye dönmüştür.

19.yüzyılın sonlarında kasabada bir sükûnet baş göster­miştir. Kasabada çeşitli imkânlar serilmiştir. Kasabadaki Sırp­lar ve Yahudiler giyimleri ve davranışları ile yabancılara ben­zemeye çalışmaktadır. Kasabaya yerleşen memurlar hayatı etkilemektedir. Halk farkında olmadan fazlaca vergi ödemek­tedir. Müteahhitler, mühendisler, işçiler gelmektedir. Kasaba­da para artmakta; fakat alım gücü azalmaktadır. Bir de kasa­baya otel açılmıştır. Oteli açan Debore ve Mina'dır. Lotika, oteldeki eğlenceleri yürütmektedir. Zengin ve hovarda genç­ler, bu otelin müdavimleri olmuştur. Lotika, oldukça popüler bir kişidir. Otelde patırtı çıkaran müşterilere gereken ceza ve­rilmektedir. Bu arada Tekgöz isimli saf bir adam, kasabanın en güzel kızı Paşa'ya âşık olur. Paşa, zengin bir adamla evle­nince dünya başına yıkılır. Drina'nın buz tutmuş yüzeyinde yürür fakat ölmez.

İşgal altında yirmi yıl geçmiştir. Avusturya-Macaristan Krallığında bazı olaylar yaşanmaktadır. Kraliçe Elizabeth bir İtalyan tarafından öldürülür. Bundan kasabada tek etkilenen kişi İtalyan Pietro Usta'dır. Kasabadaki halk bu suçsuz adama sırf İtalyan olduğu için katil damgası vurur. Kasabadaki de­mir yolu yapımı bitmiştir. Ali Hoca, bu demir yolundan dola­yı aşırı kaygı duymaktadır.

1908 yılıdır. Fiyatlar yükselmiş, kâğıt para, hisse senetle­ri iniş çıkışlara başlamıştır. Sırbistan'da taht değişikliği baş göstermiştir. Kasabada askeri otorite etkisini gittikçe artırmaya başlar. Demir yolunun yapılması kasabaya daha çok askerin gelmesine neden olmaktadır. Dünyadaki savaşlar bu kasaba­da da etkisini hissettirmektedir. Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması Müslüman halkı derinden üzmektedir. Sırplar ise çok rahattır. Kasabanın gençleri, Viyana, Prag, Zagrep gi­bi üniversitelerde öğrenim görmeye başlamıştır. Kasabaya döndüklerinde direniş için toplanmaktadırlar. Kasabadaki otel de artık iyi işlememektedir.

1914'te, Drina köprüsü üzerindeki hikâyenin son yılı ge­lir. Arkası kesilmeyen bombardıman yüzünden köprüden ar­tık hiç kimse geçmemektedir. Köprünün etrafındaki mahalle­ler de bombardıman yüzünden boşalmıştır. Fakat Ali Hoca, bütün uyarılara rağmen dükkânını terk etmez. Evine döner­ken Ali Hoca "Allah'ın Drina'yı terk ettiğini" düşünürken yol­da can verir.
Alıntı ile Cevapla
  #48 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

Bir Gencin Dramı-Öyküler- Tolstoy (Tanıtım)

Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar,
sabaha karşı danseder gibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca bir gencin, sahile vuran deniz yılldızlarını birer birer alıp,
okyanusa fırlattığını farkeder. Genç adama yaklaşır ve sorar.
- Neden bu deniz yıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam şöyle cevap verir:
- Birazdan güneş yükselip sular çekilecek.Onları suya atmazsam ölecekler
Bunun üzerine yazar:
- Kilometrelerce sahil, binlerce deniz yıldızı var. Bunların hepsini nasıl kurtaracaksın? Ne farkeder ki der.
Genç adam eğilip yerden bir deniz yıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.
- Onun için fark etti ama...
Alıntı ile Cevapla
  #49 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

KÖŞKTEKİ ESRAR
Agatha Christie

‘Köşkteki Esrar’, Christie’nin klasik polisiye tarzının yanında, politik unsurları da kullandığı romanlarından biri. Bu kez cinayet bir köşkte -Bacalar- işlenir. Cinayete kurban giden Herzoslovakya’nın Kral adayıdır ve bu durum cinayetin boyutunu değiştirecektir.

Romanın baş kahramanı Anthony Cade ise bir yandan masum olduğunu kanıtlamaya çalışırken bir yandan da kendi ülkesi Herzoslovakya’nın kaderini değiştirme planları kurmaktadır. Çünkü birileri ne pahasına olursa olsun Herzoslovakya’da monarşinin tekrar kurulmasına engel olmak istemektedir.
Tüm bu bilinmezler düğümünü çizmek için güçlerini birleştiren Scotland Yard ve Fransız Emniyeti Surete dönüp dolaşıp aynı noktada kilitlenirler. Cinayetin düğümü ise sürpriz bir sonla Başmüfettiş Battle ve Anthony Cade tarafından çözülecektir.
Alıntı ile Cevapla
  #50 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

KESİK KANATLI KRALİÇELER
Sara George

Fransız Devrimi şimdiye kadar böyle anlatılmadı.
Arıların dünyasına ilgi duyan kör bir adam ve onun gözleri olan bir uşak (belki de bir mürit)... Arı kovanının ruhunu anlamaya yönelik yapılan gözlemlerden, deneylerden yola çıkılarak yazılan bir günlüğün satır aralarına gizlenmiş aşk, iktidar oyunları ve vahşet...

‘Kesik Kanatlı Kraliçeler’de, Fransız Devrimi günlerinde halkla iktidar arasında yaşananlar, neredeyse aynı paralelde seyreden arılara ait gizemli, zaman zaman ürkütücü ve şaşırtıcı dünyadan yansıtılıyor.

Biri Fransa’nın, diğeri oğulun, mutlak gücü elinde tutan iki ana kraliçesi anlatılıyor bu romanda; elbette işçiler ve ölüme mahkûm erkekler de. Kraliçe arı oğula öncülük ediyor, Antoinette Fransız Devrimi’ni ateşliyor; biri deney uğruna kanatlarından, diğeri sözleri yüzünden canından oluyor. Kanlı, uzun iktidar mücadelelerinin ortasında kalan zeki ve zalim kraliçelerin ne ilki ne de sonuncusu onlar; ölüme gönderilen kesik kanatlı kraliçeler yalnızca...
Alıntı ile Cevapla

Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc.
Güncel Forum, Güncel Net, Güncel Mekan, Net-indir.com | Bedava program, oyun, msn, resim indirme sitesi, BestForumTR.net, MsnTR.Org, Güncel Forum Sitesi
Gizlilik Bildirimi