Netindir

Net-İndir

Güncel Oyun & Program & Resim & Msn Forumu


Roman ÖZetleri..

Güncel Cafe icinde Roman ÖZetleri.. konusu , Faust - Goethe KİTABIN ÖZETİ Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sadelik hâkimdir, olaylar tek bir motif etrafında geçmektedir. Anlaşılması büyük bir zorluk göstermez. İkinci bölümde ise bir bütünlük kurmak ...

Geri git   Netindir >
..:: Yaşam & İnsan ::..
> Alt Kategoriler > Güncel Cafe

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #56 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

Faust - Goethe

KİTABIN ÖZETİ
Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sadelik hâkimdir, olaylar tek bir motif etrafında geçmektedir. Anlaşılması büyük bir zorluk göstermez. İkinci bölümde ise bir bütünlük kurmak güçtür. Anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak, ilişkilendirmek çok zordur.

FAUST: Faust, Latince mutluluk demektir. Faust, bilgi ihtirası içinde kıvranan karamsar bir tipi anlatır. Bilim uğruna bütün ömrünü harcamış, nefsine bütün dünya hazlarını yasak etmiş ve tam anlamıyla yasak bir ömür geçirmiş olmasına rağmen, amacına ulaşamamış olmanın ızdırabı içindedir. Bu hal içinde şeytana teslim olduktan sonra, onun akıbeti çeşitli Faust efsanelerinde türlü türlü gösterilmiş ve dünyaya beyan edilmiştir.

MEFİSTO: Mefisto'ya şeytan demek yerinde olur. Mefisto sadece fenalıkları sürükleyen bir hüviyet olmakla kalmaz, aynı zamanda bir çeşit Azrail rolünü de üstlenmektedir.

Eserin anlatımı çok sadedir. Faust, zamanın bütün bilimlerini tahsil edip bitirmiştir. Artık öğrenilecek bir bilim kalmamıştır. Fakat görmektedir ki; gerçeği bulma sahasında bütün bu bildiği şeyler kendisini bir adım bile ileriye götürmemiştir. Halbuki zamanın olanaklarından çok, ileriye göz diken bir ihtirasla, salt gerçekleri anlamak ve bilgi sahibi olmak arzusundadır. Normal bilgi edinmek yollarından bir hayır gelmeyeceğini anlamıştır. Böylece son umut olarak, kendisini büyücülüğe vermiştir. Ruh kuvveti sayesinde arzu ettiği bilgileri elde edebileceğini ummaktadır.


Gökte Tanrı ile Şeytan aralarında bir bahse tutuşmaktadırlar. Şeytan Faust'u kolayca baştan çıkartacağını onu asli kaynağından uzaklaştırıp, sapıklığa sürükleyebileceğini iddia etmektedir. Tanrı ise, insanın yaradılış itibarı ile iyi olduğunu ve yeryüzünde bir gaye için çalışırken yanılabileceğini, fakat şeytan araya girse bile yine kendi ruhunun iyiliği sayesinde doğru yolu bulabileceğini bilmektedir. Bu itibarla şeytanı Faust üzerinde deneme yapmakta serbest bırakmıştır.

Faust, büyücülükle uğraşırken, alışılmış şekilde, ruh çağırmaya başlar. Bu çağırmaların birinde Mefisto karşısına çıkar. Faust, hayattan bezgindir. Hiçbir şeyden tat almamaktadır. Oysa Mefisto, ona parlak vaatlerde bulunmaktadır. Nihayet aralarında bir sözleşme yapılır. Faust der ki; beni istediğin yere götür. Eğer bir an gelip ben, zamana, "dur geçme, ne kadar güzelsin" diyecek kadar bir mutluluk duyarsam, artık ölmeye razı olurum.


Bu bahislerden sonra Mefisto, mel'un teşebbüslerine başlar. O ana kadar kitapların içine kapalı kalmış Faust'u küçük ve büyük alemlerde dolaştırır. Sefil meyhanelerden, en lüks saraylara kadar her yeri gezdirir. Bir taraftan da Faust'u türlü içkilere alıştırır. Bir büyücü kadına hazırlattığı aşk içkisini Faust'a içirdikten sonra, onun karşısına masum Margaret'i çıkarır. Faust 25 yaşındaki bir gencin heyecanı ile kızcağızı sever. Kız da masum duygularla bu aşka karşılık verir. Bu yüzden rahatça baş başa kalabilmeleri için annesinin fincanına Faust'un verdiği zehiri damlatır. Kadıncağız ölür. Margaret, Faust'dan olan çocuğunu boğar. Bu yüzden Margaret'in kardeşi de Faust tarafından öldürülür. Böylece Faust'un eli kana bulanır. Margaret'i hapisten kurtarma denemesi de başarılı olmaz.

Araya Yunan güzeli Helena girer. Faust ona da aşık olur. Fakat aradığı mutluluğu burada da bulamaz. Nihayet İncil'in bir sözüne göre düşünmeye başlar. Yani yaradılışın ilk eseri "söz" müdür, "anlam" mıdır, "faaliyet" midir? Faust beşeri mutluluğu faaliyette bulur. Bir bataklık sahayı bayındır haline getirmeyi tasarladığı anda bir nevi murada erer ve zamana "dur geçme, çok güzelsin" der.

Sonuç olarak yazar her iki bölümde de insan karakterini oldukça detaylı bir şekilde dile getirmiştir. Fakat yazar isterse bir konuyu nasıl haşmetli, heybetli bir sadelik ve bütünlükle işleyebileceğini göstermiştir. Bununla birlikte bazı bölümlerinin anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak çok güçtür.
Alıntı ile Cevapla
  #57 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

Son Uçuş - Nelson Demille

“Büyük usta DeMille’in bugüne dek yazdığı en heyecanlı yapıtı”
[Dan Brown]


Dan Brown’ın en sevdiği 10 yazardan biri olan Nelson DeMille’den, tarihin karanlık bir sayfasına ışık tutacak bir kitap!


17 Temmuz 1996 tarihinde, akşamüstü Long Island’ın ıssız plajlarından birinde bir çift, video kameralarıyla çekim yaparken gökyüzü korkunç bir patlamayla aydınlanır.


TWA’in 800 sefer sayılı uçağı, 230 yolcusuyla havada infilak ederken tüm bu görüntüler çekim yapan çift tarafından kaydedilmiştir.


Olaydan beş yıl sonra hükümet tarafından uçağın mekanik bir arıza yüzünden infilak ettiği açıklanır.


Şimdilerde Terör Karşıtı Özel Timi’nin anlaşmalı ajanı olarak çalışan John Corey, geçmişte New York Polis Teşkilatı’nda dedektif olarak çalışmıştır ve kendisi gibi aynı teşkilatta çalışan karısı Kate Mayfield’in ısrarları ile bu olayı kurcalamaya başlar.

FBI ajanı olan Kate, her şeyi kurallarına göre oynarken John’un tamamen kendine özgü kuralları vardır. Üstlerinin şiddetle karşı koymalarına aldırmayarak olay dosyasını yeniden açar ve çok önemli bir ipucu bulur.


Elde ettiği kanıtlar Corey’i, üst kademelerde tezgâhlanan inanılmaz komplolara götürür. Böylece, 800 sefer sayılı uçağın infilakından daha korkunç, elle tutulmayan ölümcül bir gerçeğe, Amerika’nın ve dünyanın asla tahmin edemeyeceği bir sonuca ulaşır.


Şimdiye dek pek okumadığınız türde, gerçek bir olay üzerine kurgulanmış müthiş bir roman. ‘Son Uçuş’ ulusal güvenlik konusundaki soruları tüm çıplak gerçekliğiyle dile getiriyor.
Alıntı ile Cevapla
  #58 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

Piyano - Jean Echenoz

Bir piyanist... Her konserden önce korkular içinde kalıp, içkiye sığınmak isteyen... Roman başladığında onun yirmi iki gün sonra öleceğini biliyoruz. Ve romanın daha ortasına bile gelmeden vahşi bir cinayete kurban gidiyor kahramanımız. Ama roman burada bitmiyor, tam tersine belki de asıl burada başlıyor.

"Piyano", Goncourt Ödüllü Jean Echenoz’un hayatla sınırlamadığı bir roman. Yazar romanını üç ana bölüme ayırmış: hayat, araf ve cehennem yerine geçen kentsel bölge. Her üç bölümün de kendine özgü bir rengi, bir sesi var. Ve tüm bunlar okuyucuyu uyum içinde bir yolculuğa davet ediyor. Fantastik yanları da olan bu romanda sanata adanmış bir hayatın bambaşka bir şekle bürünmesine tanık oluyoruz. Kahramanımız ya da kurbanımızla birlikte önce eski, yaşanmamış aşkların peşinden gidiyoruz, sanatın heyecanını tadıyoruz, sonra arafta Doris Day’le bir aşk gecesi yaşıyor, Dean Martin’e rastlıyoruz ve ceza olarak Paris’i arşınlıyoruz. Şaşırtıcı, sınır tanımayan, eğlenceli, gerçek ile gerçekdışının arkadaş olduğu bir roman "Piyano". Edebiyatta sınırsızlıktan yanaysanız kaçırılmaması gereken bir fırsat
Alıntı ile Cevapla
  #59 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

Aşkın O Çok Yavaş Adımı- Hector Bianciotti

Arjantin’den Avrupa’ya bir yolculuk... 25 yaşında bir gencin var olma mücadelesi... Avrupa’da onu bekleyen şiddetli yoksulluk, yalnızlık ve başıboşluk... Hector Bianciotti’nin hayat hikâyesini anlattığı romandan, "Aşkın O Çok Yavaş Adımı"ndan söz ediyoruz. Daha önce "Gecenin Güne Anlattığı" isimli romanında Arjantin’deki günlerini yazmıştı Bianciotti, şimdi de hayatının başka bir dönemini paylaşıyor okuyucularıyla. Bu yaşlı kıtada geçirdiği ilk günleri, Fransızca tarafından evlat edinilme öyküsünü... Ana kucağından, anadilinden uzak, yardım arayarak ayakta ve dimdik durmaya çalışan bir gencin hikâyesini... Bir özgürlük hikâyesi bu. Üstünden yıldızlar, ünlü kişilikler geçen güçlü bir hikâye.

Hector Bianciotti, geride kalmış açlık ve gençlik günlerini okuyucusuyla paylaşırken, ince, derin ve edebî bir dil kullanıyor elbette. Yazarak, kendi hayatını temize çekiyor bir anlamda. Fransa’nın, Fransızca’yla sonradan akraba olan, bu dil ustası hayata dair önemli şeyler söylüyor romanında. Hepsinden önemlisi de şu galiba: gitgide gürültülü bir hal alan hayatın içinde "aşkın o çok yavaş adımı"nı hâlâ duyabilenler yeni bir başlangıca selam verebileceklerdir. O zaman selam olsun sana, Hector Bianciotti!
Alıntı ile Cevapla
  #60 (permalink)  
Alt 07-23-2007
Usta Üye
Standart

Sarı Yalnızlık - Kim Doan

Hatırlanmak istenmeyen bir çocukluk ve bir ülke...Savaş sonrasında Vietnam’dan kaçarak büyükannesiyle Paris’e yerleşen Loan, geçmişine ve ülkesine dair her şeyi bilinç altına gömer. Babaannesinin Vietnam’a dönmüş olması bile yıllarca bu durumu değiştiremez. Ancak anılarıyla daha fazla mücadele edemeyen genç kadın, yirmi yıl aradan sonra ülkesine dönme kararı alacaktır. Loan’ı yıllar sonra Vietnam’a sürükleyen büyükannesi değil, anılarıyla ve kimliğiyle yüzleşme isteğidir.

Yurtsuzluk ve yalnızlık temasının hakim olduğu Sarı Yalnızlık, Kim Doan’ın ilk romanı. Kendini göç ettiği ülkede de, doğduğu ülkede de oralı hissedememek üzerine bir roman bu. Ama ana kahramanın tek dramı bu ülkesizlik durumu değil. Onun geçmişinde başka ve daha ağır bir yara da gizli. Sarı Yalnızlık size kurgusu ve dili sağlam bir yazarla tanıştıracak. Her tarafın sarı olduğu bir ülkeden bir yüzleşme romanı bu. Hüzünlü ve okurunu kıskıvrak yakalama becerisine sahip bir roman.
Alıntı ile Cevapla

Powered by vBulletin® Version 3.6.12
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc.
Güncel Forum, Güncel Net, Güncel Mekan, Net-indir.com | Bedava program, oyun, msn, resim indirme sitesi, BestForumTR.net, MsnTR.Org, Güncel Forum Sitesi
Gizlilik Bildirimi