Güncel Oyun & Program & Resim & Msn Forumu
Güncel Cafe icinde Roman ÖZetleri.. konusu , Alexander Dumas "Demir Maske" KITABIN ÖZETİ : 1600' lü yillarin Fransasi' nda geçen kraliyet erkanini ve sosyete içersindeki insanlarin yasantilarini ve entrikalarini anlatan bir kitaptir. Madam Dö Servöz, bildigi çok ...
|
|||||||
| Anlık İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
|
Alexander Dumas "Demir Maske"
KITABIN ÖZETİ : 1600' lü yillarin Fransasi' nda geçen kraliyet erkanini ve sosyete içersindeki insanlarin yasantilarini ve entrikalarini anlatan bir kitaptir. Madam Dö Servöz, bildigi çok önemli bir sirri kullanip çikar elde edebilmek için elinden geleni yapmayi planlamaktadir. Bunun için ilk olarak maliye bakaninin üzerindeki suçlamalarin kanitlari sayilabilecek mektuplari bakanin yardimcisi Mösyö Kolber' e 5000 altina satar. Bu mektuplar sayesinde Mösyö Fuke görevinden alinir. Van piskoposu Aramis, Mösyö Fuke' nin verdigi yemege katilir ve Mösyö Fuke' ye, kendisine yapilan suçlamalari hakli çikaracak mektuplari, 5000 altina Madam Dö Servöz tarafindan kendi yardimcisina satildigi haberini verir. Mösyö Fuke yapmis oldugu harcamalarin makbuzunun çalinmis oldugunu görünce korkup sapsari olur Aramis ise ona korkmamasini ve hala kendisinin bassavci oldugunu, kendi kendine dava açamayacagini söyler. Mösyö Fuke ise bu görevi bir buçuk milyon liraya Mösyö Vanel' e sattigini söyler. Aramis, Mösyö Vanal' i anlasmayi iptal etmeye zorlar ama basaramaz. Aramis Fuke' ye, bu fakirlik durumunda bile zenginliginin ispati olarak bir sölen düzenlemesini söyler. Bu konuda ona maddi destek verir. Bu arada Mösyö Raul, kraliçe tarafindan Londra' ya çagirilir. Sebebi ise Raul' un nisanlisi Matmazel Döla Valyer' in kralla iliskisi oldugunu ögrenmesidir. Bunun üzerine Dartanyan' in yanina gider. Kral, Raul' un nisanlisi ile bulusmak için Sent-Enyan' in odasini kullaniyordu. Bu yüzden Raul Porthos ile Sent-Enyan' in düello haberini yollar. Sent-Enyan bu olayi krala söyler, kral da bu durum karsisinda telaslanir. Raul' un babasi Athos, kraldan Raul ile Matmazel Döla Valyer' in evlenmeleri için izin ister. Kralin izin vermemesi üzerine krala karsi gelir ve onu düsmani ilan eder. Bu durumda kral da Dartanyan' i Athos' u tutuklamasi için gönderir. Bu arada Aramis de tutuklanir. Dartanyan kralla sert bir dille konusup Athos' un affedilmesini saglar. Aramis, Bastil hapishanesinde müdürle beraber bir mahkumun günah çikartmasina çagrilir. Aramis gence suçunun ne oldugunu sorunca genç, suçunun ne oldugunu bilmedigini ve buraya ne için kapatildigini da anlayamadigini söyler. Küçükken annesi ve babasina kraliçeden gelen bir mektubun kuyuya düstügünü görür. Ailesi mektubu çikartmak için birini ararken kendisinin kuyuya inip mektubu aldigini ve okudugunu söyler. Mektubu okudugunda simdiye kadar ailesi olarak bildigi kisilerin aslinda ailesi olmadigini ögrenir. Daha sonra ailesi bu mektubu bulup kraliçeye haber verir ve bu olaydan sonra buraya kapatilir ve Aramis genci zindandan çikartmaya söz verir. Mösyö Fuke' nin verdigi davete hazirlanan Aramis, ziyaretinde Bastil hapishanesinde on yildir haksiz yere yatan Markialli adli bir gencin saliverilmesi için izin ister Mösyö Fuke ise izni hemen imzalar. Birkaç gün sonra bu belge ile Aramis hapishane müdürü Bezmo' nun yanina gider. Önceden tuttugu adamlar Aramis ile müdür yemek yerlerken emri getirirler. Bunun üzerine hapishane müdürü çok sasirir. Müdür düsünürken Aramis kendi yazdigi izinle bu kagidi degistirir, Aramis' in söz verdigi genci böylece müdür serbest birakir. Aramis ve genç hizla ilerlerken Aramis çocuga kendisinin aslinda on dördüncü Lui' nin ikiz kardesi oldugunu söyler. Sonra Atos kralin yerine geçecek olan kardesine saraydaki kisileri tanitan bir defter verir. Bu defteri çok iyi ezberleyen Philip artik kralin yerine geçmeye hazirdir. Aramis Mösyö Fuke' nin düzenledigi sölene katilir. Aksama dogru otururlarken Dartanyan' in süphelendigini sezinleyen Aramis, Dartanyan' in içini rahatlatmak için yemin eder. Genç kral yatacagi zaman Athos ve Philip bulunduklari odadan kralin odasini gözetlemektedirler. Böylece Philip krali daha iyi taklit edebilecektir. Ertesi gece kral Dartanyan' i yanina çagirip Mösyö Fuke' yi tutuklamasini ister ve uykuya yatar. Uyandiginda ise kendisini zindanda bulur. Aramis kral rolü yapan Philip' i çok iyi egitmistir. Kimse süphelenmemektedir. Aramis bu olaydan Mösyö Fuke' ye bahseder. Dürüst bir insan olan Mösyö Fuke bu olayin kendi evinde olmus olmasini kaldiramaz ve gerçek krali zindandan kurtarmaya gider. Bu arada da Aramis' le Porthos' a kaçmalari için müddet verir. Kurtulan Lui ile Philip karsi karsiya geldigi anda büyük bir saskinlik yasanir. Ikisi de kral rolü oynadigi için sahtesini bulmak Dartanyan' a kalir. Dartanyan dogru bir seçimle Philip' i tutuklar. Aramis ile Porthos hiç zaman kaybetmeden Athos' un kapisina dayanir, burada atlarini degistirip Güzel Ada' ya gitmek için yola koyulurlar. Athos ve Raul aldiklari yeni görev geregince Antib' e gideceklerdir. Yolda Sent-Oran adasina ugrarlar ve burada Dartanyan' la karsilasirlar. Dartanyan adada Philip' in gardiyanligini yapmaktadir. Paris' te ise Mösyö Fuke iflasin esigindedir. Kral Lui ise Kolber' in kiskirtmalari sonucunda Fuke' yi iyice köseye sikistirmis ve ona ait olan Güzel Ada' yi ele geçirmeye krali ikna etmistir. Güzel Ada' da bulunan Aramis ve Porthos yardim beklemektedir. Yardim yerine kraliyetin burayi almak için gönderdigi gemilerle karsilasirlar. Dartanyan komutasindaki filo adaya çikar. Dartanyan, Aramis ve Porthos' a kralin onlari yenmeye kararli oldugunu söyler. Dartanyan arkadaslarini tutuklamamak için istifa eder. Bu sefer kralin gizli mektubu dogrultusunda ikinci subay tarafindan tutuklanir ve adaya ates açilir. Aramis' in emriyle adadakiler karsi koymadan dagilir. Aramis' le Porthos istifasini geri alip görevine döner ve kral ona maresallik sözü verir. Bir haftalik arastirma ile arkadasi Porthos' un öldügünü Aramis' in ise Ispanya' ya kaçip özgür oldugunu ögrenir. Raul gittikten sonra yalniz kalan Athos iyice yaslanmisti. Oglunun Afrika' da öldügü haberini alinca dayanamayip ölür. Bu arada Dartanyan gelir, Athos' un öldügü haberini alip yikilir. Bu olaydan dört yil sonra Dartanyan iyice yaslanmistir. Kral onu Hollanda' ya sefere gönderir. Bu sefer de Dartanyan on iki küçük kale ele geçirir. On üçüncü kusatmasi sirasinda ona kraldan bir mektup ve kutu gelir. Mektubu okur ve maresal oldugunu ögrenir. Bu sirada subaylari kaleyi almak üzeredir. Tam kutuyu açacagi sirada bir top güllesi gögsüne çarpar buruk bir sesle inleyip anlamsiz sözler söyler. Bunlar ölmek üzere olan bir insanin sarf ettigi sözlerdir. Gözlerini kapatmadan önce kalenin teslim oldugunu gösteren beyaz bayrak gözüne ilisir. Maresallik asasini sikica kavrar ve bir savasçi gibi yasadigi hayatinda, bir savasçi gibi ölür. Athos, Porthos, Aramis ve Raul' un dostluklari bir destan olmustur. Bu kitapta islenen ana tema; insanlar arasinda dostluk ve sadakatin her seyin üzerinde oldugunu, dostlarin birbirleri için her seyden vazgeçebilecegini göstermektedir. Eger hepimizin hayatinda böyle dostluklar olsa hayatimiz çok daha anlamli olur. |
|
|
|
Oriana Fallaci "Doğmamış Çocuğa Mektup"
KITABIN ÖZETI : Yazar, bir kadının gayri meşru bir çocuğu dünyaya getirip getirmemekle başlayan bocalama içinde çocuğa hamile kaldığı andan itibaren çocuğuyla ana rahminde olan diyalogunu anlatıyor. Öncelikle kadın çocuğunu doğurup doğurmamakla kararsızlık içinde, evli olmayan bir bayanın çocuk doğurmasına toplumun bakış açısının değerlendirmesini düşünerek başlıyor. Sonra dünyaya getirmeye karar veriyor. İlerleyen zaman içinde çocuğuyla konuşmasında, dünyaya geldiği takdirde yasamın zorluklarından bahsediyor. Dünyaya kız olarak gelirse bunu bir bahtsızlık olarak değerlendiriyor. Dünyada hep erkeklerin ön planda olduğunu belirtiyor. Bunun örneklerini de ilk yaratılmışın Adem adında bir erkeğin, ateşi bulan Pronetheus'tan, ilk uçmaya kalkan Icartus'a ve son olarak kutsal ruhun oğlu İsa’dan örneklerle açıklıyor. Ama erkek olarak doğarsa ezilmekten, horlanmaktan, karanlık bir sokak arasında tecavüzden kurtulacağını anlatıyor. Bu arada çocuğun babasına telefonla hamile olduğunu söylüyor. İlk aldığı cevap çocuğu ne zaman aldıracağını söylemesiydi. Oysa o çocuğunu doğurmaya karar verdiği için telefonu hemen kapatıyor. Çocuğuna babasının onu istemediğini belirtiyor. Onu dünyaya getirmeye karar verdiği için is yerinde patronuyla olan diyalogunda isini kaybetme ve isinde yükselme riskini anlatıyor. Yalnız yasadığı için hamileliğin hiç de kolay olmadığını belirtiyor. İlk önceleri çocuğunu açmamış bir çiçeğe, dördüncü haftasında kanatları belirginleşen bir balığa, altınca haftasında yavaş yavaş belirginleşmeye başladığını belirtiyor. Kendi anne ve babasına çocuğunu haber veriyor ve karsı çıkacaklarını düşünse de doğurması gerektiğini onlardan duyunca çok mutlu oluyor. Sekiz haftalık olunca ultrasondan çıkan fotoğraflarını kesiyor ve onları hayran hayran seyrediyor. Kahramanımız daha doğmamış olan çocuğuyla diyaloglarında dünya üzerinde olan savaşlardan, bu savaşlar sırasında insanların aç kalmasından, aç kalmamak için insanların hırsızlık yapmak zorunda kaldıklarını ve bu yüzden Hitler ordusu tarafından öldürülmelerini, kendisinin de para kazanmak için askerlerin kirli donlarını yıkamak zorunda kaldığını anlatıyor. En önemlisi kendisi terk edildiği için, aşkının gerçek sevdiğinin olmadığını belirtiyor. Zaman içinde rahimde altıncı ayini dolduran bebek; annesinin kendisine dikkat etmemesi, isi için uzun uçak yolculukları, bozuk yollarda yapılan kara yolculuklarından ve çeşitli nedenlerden dolayı bebek daha dogmadan ölüyor. Son bölümünde ise anne ve babasının, çocuğunun babasının, kendi arkadaşının, doktorunun ve patronunun yargılamaları sonucunda annenin kendisini suçlu olduğu kanısına varmasını anlatıyor. Annenin, rahminde ölü olarak bulunan bebeğinden ayrılamaması ve ayrılmadığı zaman kendisinin de hayatini kaybedeceği vurgulanıyor. Annenin bebekle olan son konuşmasında bebeğine neden dünyaya gelmediğini ve neden kendisini yalnız bıraktığını bebeğine soruyor. Bebeğin anneye cevabi ise su oluyor “ Bana dünyadaki hayatla ilgili güzel olan bir şey anlatmadın ki. Hep savaşlardan, ihanetlerden, çirkinliklerden bahsettin. Böyle bir dünyaya gelmenin ne anlamı var ki?” diyor. Hiç dünyaya gelmek istemiyor ve rahimde yaşamını yitiriyor ve annesi de ondan ayrılamadığı için o da hayatini kaybediyor. |
|
|
|
Buket Uzuner "Kumral Ada Mavi Tuna"
'Bir salı sabahı uyandım. Bütün gazeteler hayatta en çok sevdiğim kadının bir cinayet işlediğini yazıyordu. Bunu hiç beklemiyordum. Beynimden vurulmuşa döndüm. İç dengelerim şiddetle sarsıldı. Oysa gerçeği biliyordum ama bana kimse tek bir şey sormamıştı. Onu mahkûm etmişlerdi! Kapı çalındı. İki asker beni almaya gelmişti. İç savaş çıkmış, seferberlik ilan edilmişti. Bunu bekliyordum. Hiç şaşırmadım. Bunu uzun zamandır korku ve kuşkuyla hep bekliyordum. Hazırlandım ve o salı sabahı evden çıktım.' Genç bir öğretmen bir sabah Kuzguncuk'taki evinden apar topar alınıp, askere götürülür. O, bunun bir kâbus olduğuna, arkadaşlarıysa onun iç savaşa katıldığına inanmaktadır. Oysa annesi oğlunun bir ambulansla evden götürüldüğünü anlatmaktadır. Kumral Ada - Mavi Tuna, iç savaşın içimizde ve dışımızda, bireysel ve toplumsal olarak yarattığı yangınları umutsuz bir aşk üçgeni ekseninde anlatan sarsıcı bir roman. Dört dile çevrilen Kumral Ada - Mavi Tuna birçok toplumsal yaramızı irdelerken unutulmaz bir aşk hikâyesi anlatıyor. KUMRAL ADA-MAVİ TUNA adlı romanın Avrupa'da okutulduğu okullarda kullanılmak üzere Buket Uzuner tarafından hazırlanan 9 düşünce durağı 1- Kumral Ada ~ Mavi Tuna, yanılsama ile gerçekliğin kolaylıkla yer değiştirebildiğini, bize bir iç yolculukla, bir iç savaş fonunda anlatan bir romandır. Bu yolculuğa paralel kurguyla eşlik eden geri dönüşler (flash back) bize karakterler hakkında gereken ipuçlarını sunmaktadır. Bu romanın, 'Gerçek bazan o kadar inanılmazdır ki, kişi onu bilmekten kaçar' dediğini düşünmek yeterli olur mu? Romanın iklimi yalnızca bu mevsim üzerine kurulu demek olası mıdır? 2- Bu roman için otoanalitik olduğu söylendi. Doğrudur. Romanı otoanalitik açıdan nasıl incelersiniz? 3- Romanda kuru milliyetçilik (nationalism) ve kuru cinsiyetcilik (sexism) gibi içi boş, dışı renkli ırkçılık kavramların insan sevgisi ve şefkat(insancıllık) gibi duygu ve düşüncelerle yenilenerek modern milliyetçiliğe dönüşümü işleniyor. Bu konuyu romanda taşıyan karakter kimdir ve dönüşümüne etkili olan(lar) nedir? 4- Dostoyevski'nin polifonik bir yazar olduğu bilinir. Onun kahramanları birbirlerinden tamamen farklı kişilik sesleriyle hayat kazanmışlardır. Kumral Ada ~ Mavi Tuna romanının kahramanları için de aynı özelliğin geçerli olduğunu kitabın İtalyanca ve Ingilizce çevirmenleri birbirlerinden habersiz olarak söylemektedir. Bu romanın polifonik olduğu fikrine katılıyor musunuz? Neden? 5- Bireysel geçmişimiz, yaşadığımız toplumun, dünyanın geçmişiyle ve yaşanan çağın koşullarıyla bir bütündür. Tuna bunu bize farklı metaforlarla sık sık hatırlatıyor. Örneğin askeri darbelerin yapılıp, demokrasinin askıya alındığı tarihler doğum günlerine denk düşmüştür. Romandaki benzer metaforlari bulabilir misiniz? 6- Tuna, kuru akil ve mantikla başarılı ve güçlü olmak formülü diretilen erkek-insan modeline karşı çıkmaktadır. Asıl cesaretin yüreğin sesini boğmayan bir akıl ile sağduyuyu boğmayan bir mantık olduğuna inanır. Duygunun ve insanlığın cinsiyeti olmadığına inanan bu yeni yüzyıl erkek modelini romanda destekleyen kadın karakter kimdir? 7- Bir problemi çözmek için işe önce iç işlerden başlamak gereğini vurgulayan bu iç yolculuk ve iç savaş romanı 'Türkiye Aydını'nın gözlerini kendi toplumuna çevirmesi gereğini de anlatmaktadır. Bu konunun hangi karakterlerle hangi bölümlerde yoğunlaştığını tartışınız 8- Demokrasi, en önce kendi evimizde, ailemizde ve aşklarımızda gerçekten yer etmeden toplumumuzda varolamaz. Şiddet içimizde ve ailemizde varsa toplumumuzda da olacaktır. Romanda bu söylemleri destekleyen ve tartışan bölümleri bulup, yorumlayınız. 9- Eğer bu romanana ek bir SON bölüm yazma sansiniz olsaydi, Tuna, Ada, Meriç ve Sair Dayi için neler düslerdiniz? Nur Bilginoğlu KUMRAL ADA-MAVİ TUNA "Ve dostluğun insanın içine düştüğünü hissetmek için bir dakika bile uzundur bazen"Buket Uzuner herkese okumayı sevdirebilecek bir yazar... Benim için Türk yazarları (hatta tüm yazarlar) içerisinde bambaşka bir yeri olan, içinden taşan sevgisini kitaplarına da başarıyla yansıtabilmiş bir yazar Buket Uzuner. Onun yazılarını okuduğunuzda hemencecik teslim oluveriyorsunuz tüm düşlere, içmeden sarhoş olmanız işten bile değil, yazıları sizi gecenin sürüklediği aşırı dozda mutluluğa doğru götürüyor çoğu zaman. Kumral Ada & Mavi Tuna'yı okuduğum zaman Viyana'daydım ve Tuna nehrine baktıkça Uzuner'in sorduğu "Gıpgri olan bu nehre neden mavi denmiş acaba?" sorusunu kendime sormadan edemiyordum! Her şeye rağmen güzel, çok güzeldi Tuna, tıpkı bahsetmekte olduğum kitap gibi. Bu kitabı okumaya başlar başlamaz "zamansız" sandığınız şeyler için asla zamanının geldiğini kabul edemediğinizi anlar ve kendi iç savaşınızı da anlamaya çalışırken bulursunuz kendinizi; anlamaya ve tabii çözümlemeye. Kendi çelişkilerinizi bilemem; ama kitaptaki içsavaşın sonucunu öğrenmeniz çok zaman almaz çünkü başladınız mı elinizden bırakamayacağınız ve bitince de gerçekten üzüleceğiniz bir yapıt bu. Sadece roman dersek yanılmış oluruz, bu kitapta aynı zamanda psikolojik tahliller, felsefi yorumlar ve günlük hayattan alıntılar bizleri bekliyor Uzuner'in diliyle Hayatımızı saran ve tüm hareketlerimizi etkileyen, tüm doğrularımızı değiştiren, bizleri sürüklemesine engel olamadığımız büyük dalgalar gibi olan tutkularımız (Yunancada "dalgas" kelimesinin tutku anlamına gelmesi sadece tesadüf olabilir mi?) ve karşı koyamadıklarımız, belki ulaşılmaz gibi göründüğü belki de idealize ettiğimiz için erişmek için çok çaba harcadığımız hedeflerimiz ve aşklarımız, bile isteye yaptığımız hatalarımız ve tüm çılgınlıklarımızla yüzleştiriyor bizleri yazar. Sadece çelişkilerimizi kendimize itiraf etme cesaretini gösterebilmemiz ve onları halının altına süpürmeye kalkışmayışımız konusunda bize destek vermesi için bile bu kitabı okumaya değer! Tanıtım – Review Çoğu eleştirmenin yazdığı gibi, Kumral Ada Mavi Tuna bir savaş romanı değildir. Daha açık bir anlatımla, toplumumuzun kanayan yaralarından iç savaşı irdeleyen bir roman değildir bu kitap. Buket Uzuner'in kitabında bütün karakterler iç savaşın kadrosunda yer almazlar. İç savaşın asıl karakteri olan Tuna, bir kâbusta yaşadıklarıyla çocukluğu arasında gidip, gelir. Romanda örülen olaylar, coğrafik bir mekâna yıllar sonra yapılan ziyaretlerle ve kişileri konuşturarak sunulur okuyucuya. Mavi gözlü Tuna'nın gördüğü karabasan (iç savaş), aslında bir üçgeni oluşturan üç karakterin birebir ilişkilerinde yaşadıkları ruhsal bir savaşın uzantısıdır. Tuna'nın Kuzguncuk mahallesinde başlayan sonsuz aşkı, sözde iç savaş kitabının her temasında bizimledir. Sonsuz aşkın ve üçgenin ikinci karakteri kumral Ada'dır. Ada'nın yazgısı romanın giriş ve sonuç bölümlerini belirler. Anlatının yalın ve akıcı bir dille işlenmesi, her sayfaya kolay okunur bir nitelik yüklüyor. Satırlar yer yer toplumsal sorunlarımızı işleyen cümleleri de içeriyor ve okuyucuyu düşündürüyor. Böylece aydın tartışmalarına okuyucunun katılımı sağlanıyor. Çoğumuzun çarpıcı ve acı veren dokusunu bütün duyularımızla algıladığımız aşk olgusu ise, bir kitapta ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Okuyucu romanın içinde soluk alıp verirken, bir taraftan da yazarın romana konuk yaşamları bu kadar ustaca kurgulamasını hayretle karşılayabilir. Sona eriştiğinizde, kurgu hem o kadar yaşanası, hem de yaşandığında o kadar ürkütücü gelir insana. İşte bir Buket Uzuner kitabı okuduktan sonra da böyle paylaşası geliyor insanın, diğer dostlarla... |
|
|
|
Sofi'nin Dünyası
'Benzer insanların', yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, '3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır' diyen Goethe'nin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım. 15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofi, bir gün posta kutusunda 'Kimsin' yazılı bir not bulur. Bu sorudan hareketle, bütün bir felsefe tarihinde sorulmuş soruları ve cevapları, sürükleyici bir roman kurgusu içinde anlatan Jostein Gaarder, Umberto Eco'nun 'Gülün Adı'nda Ortaçağ teolojisini romanlaştırma gücünü bu kitabında felsefede gösteriyor. Gaarder (1952) özellikle gençliğe yönelik kitaplarıyla tanınan Norveçli bir felsefe öğretmeni. 'Sofi'nin Dünyası' yayınlandığı 1991 yılından bu yana aralarında Korece, Rusça, Japonca, Arapça gibi diller de olmak üzere kırka yakın dile çevrilmiş ve yayınlandığı her ülkede en çok satan kitap olma başarısını elde etmiştir. |
|
|
|
TUTUNAMAYANLAR
Tutunamayanlar, alışılmışın dışında bir romandır. Belirli bir olayı sergilemekten çok; izlenimler, çağrışımlar, taşlamalar, ayrıntılar ve ruhsal çözümlemelerle oluşur. Bu bakımdan, özetlenmesi güçtür. Ancak, romanın konusu, kısaca şöyle açıklanabilir: Genç Mühendis Turgut Özben yakın arkadaşı Selim Işık’ın kendini bir tabancayla vurduğunu gazetelerden öğrenir. Olayın çok etkisinde kalır. İntiharın sebeplerini merak eder. Bu amaçla araştırmalara girişir. İlkin Selim’in arkadaşlarından Metin ve Esat’la görüşür. Metin kendisine şunları anlatır: Metin’in Zeliha adlı bir kızla ilişkisi vardır. Selim, kızın ona uygun düşmediğini söyler. Fakat Metin kızı bırakınca, bu kez Selim ona tutulur. Metin bunun üzerine yeniden kıza yanaşır. Kız ise bir süre sonra onlardan ayrılır, başkasıyla evlenir. Esat da Selim için şunları söyler: Selim’i lise öğrencisi iken tanır. İlginç, zeki, oyuncu bir çocuktur. Çok kitap okur. Wilde’a hayrandır. Fakat Gorki’yi okuyunca onu sevmez olur. Esat’la oyunlar düzenlerler, birlikte eğlenirler. Turgut Özben, Selim’in arkadaşlarından Kargı’yı bulur. Süleyman ona Selim’in yazdığı 600 dizelik bir şiir verir. Şiire göre, “Selim Işık tek ve Türk. Ve duygulu amansız/sabırsız ve olumsuz, yaşantısında cansız” sanılan bir kişidir. Turgut Özben Selim’le ilişkisi olan Günseli adlı bir kızla tanışır. Günseli, Selim’e bir toplu gezintide rastlamıştır. Sıkıntılı ve asık suratlıdır. Onu avutmaya çalışır. Fakat Selim’in soru yağmuruna tutulur. O gün anlaşamazlar. Aradan bir ay geçer. Selim onu telefonla arar, buluşurlar. İlişkileri gitgide ilerler. Ne var ki, Selim evlenmeye yanaşmaz. Çok kuşkuludur, geleceğe güveni yoktur, inançsızdır, aile düzeninden de hoşlanmaz. Bağsızdır. Bir ara kendini içkiye verir. Çevreyle uyuşamaz. Sanki bir kafese kapatılmıştır. Hastalanır. “Kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadığını düşünür. Günseli’ye bir mektup gönderir ve ardından intihar eder. Selim, son günlerinde “Tutunamayanlar” üstüne bir ansiklopedi hazırlamaya girişir. Orada kendisine de bir madde ayırır. Bu maddede belirttiğine göre, Selim bir kasabada doğmuştur. Babası bir memurdur. Küçükken ağır bir hastalık geçirir. Altı yaşında ailesiyle büyük bir şehre göçer. Sabri adlı bir çocukla arkadaş olur. Okula gider. Uzun boylu olduğundan arka sıraya oturtulur. Sınıfta çok konuşur. Ortaokuldayken Pitigrilli’yi okur. Sonra kızlarla dolaşmaya başlar. O sırada Dünya Savaşı patlar. Askerliğini yaparken Kargı ile tanışır. Askerlik bitince açıkta kalır. Kimse ona sahip çıkmaz. Kendi kabuğuna çekilir. Turgut Özben araştırmaları sırasında yavaş yavaş kendi benliğini tanır: O da tutunamayanlar biridir. Kendini o zamana değin birtakım törelerin, alışkanlıkların yönettiğini sezer. Gitgide bağsızlığa doğru kayar. Evinden ayrılır. Bir trene binip gider. Gözden kaybolur… |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| LinkBack |
LinkBack URL |
About LinkBacks |
| Bookmark & Share |
Digg this Thread! |
Add Thread to del.icio.us |
Bookmark in Technorati |
Furl this Thread! |