Güncel Oyun & Program & Resim & Msn Forumu
Güncel Cafe icinde Roman ÖZetleri.. konusu , Hattatların Gecesi- Yasmine Ghata Hat sanatının büyülü dünyasında bir kadın ... “Hattatlar içlerinden yazar, sonra kararan bedenlerinden küçücük bir parçayı harfler aracılığıyla dışa yansıtırlar.” Yasmine Ghata, Türk hat sanatının 20. ...
|
|||||||
| Anlık İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
|
Hattatların Gecesi- Yasmine Ghata
Hat sanatının büyülü dünyasında bir kadın ... “Hattatlar içlerinden yazar, sonra kararan bedenlerinden küçücük bir parçayı harfler aracılığıyla dışa yansıtırlar.” Yasmine Ghata, Türk hat sanatının 20. yüzyıldaki önemli temsilcilerinden olan büyükannesi Rikkat Kunt’un hayatından esinlenerek, onun dilinden yazdığı bu ilk romanında şiirsel ve yalın anlatımı ile büyülü bir atmosfer yaratıyor. Yaşamdaki düş kırıklıklarının acısını sanatı ile dindirmeyi başarmış duyarlı bir kadının iç dünyasını yansıtırken, eski önemini yitiren bir sanat dalını incelikli bir yaklaşımla anıyor. ‘Hattatların Gecesi’, yazıya tutulmuş bir ayna. İçte ve dıştaki yolculuklarımızın tanıklığı aynı zamanda. Fransa’da en çok satanlar listesine giren ve 2004 yılı Renaudot Ödülü’ne aday gösterilen bu roman, yazarın hiç tanımadığı büyükannesine ulaşma isteğinin, onunla paylaştığı hat sanatı aşkının ürünü. 1975 doğumlu, Türk-Lübnan asıllı bu genç yazarın romanı, ilginç bir tesadüf sonucu yazılmış. Sorbonne Üniversitesi’nde sanat tarihi okuyan ve İslam sanatları üzerine uzmanlaşan genç kadın, Louvre Müzesi’ndeki Sabancı Koleksiyonu hat sanatları sergisini gezerken tanıdık bir isme rastlamış. Büyükannesi Rikkat Kunt’un önemli bir hat sanatçısı olduğunu bu sayede keşfetmiş. ‘Hattatların Gecesi’, dilindeki ustaca yalınlık ve anlatımındaki şiirsellik ile “kadın kitabı” betimlemesini bambaşka bir düzleme taşıyan, edebi değeri yüksek bir yapıt. Duyarlı bir kadının hayata, sanatına bakışındaki özgünlük, yaşadığı acıları anlatırken kendine acımaktan uzak ifadesi, düşük kırıklıklarının tesellisini sanatında buluşu... Bir solukta okunan, sürükleyici, etkileyici bir roman. Yazar, ölmüş büyükannesi ile iletişim kurma arzusunu yansıtırcasına, kitabın anlatıcısı olarak büyükannesinin ruhunu seçmiş. Daha ilk cümleden bize ölümünü haber veren Rikkat Kunt, ilk evliliğinden başlayarak hayat hikayesini anlatıyor. Yaşarken sık sık ölmüş hattatların ruhları onu ziyarete geliyor, sanatına yön veriyorlar. Harf devrimi ile birlikte bu sanatın yok olmaya yüz tutmasından ve hattatların terk edilmişliklerinden bahseden Yasmine Ghata’nın geçmişe özlemi kuşkusuz sanatsal ve duygusal açıdan değerlendirilmeli. Yazar da önemi eleştirme yetkinliğini kesinlikle kendinde görmediğini açıkça ifade ediyor ve “Acı çeken bir meslek grubu, Cumhuriyet’teki gelişmeler karşısında önemsiz kalıyor” diyor. Duyarlı, acılarını içine gömen, gerçek bir sanatçının öyküsünü anlatan ve kuşkusuz edebi açıdan da değerlendiren bir kitap.. |
|
|
|
Dövmeli Kız - Joyce Carol Oates
Babasından duyduklarının ışığında Nazi kamplarında can veren dedesiyle babaannesinin anılarını ve başka insanların anılarını romanlaştırarak genç yaşta ün kazanan bir yazar olan 39 yaşındaki Joshua Seigl, bekâr bir erkek olarak çok değer verdiği bağımsızlığından ödün vermesini elden giden sağlığına yormak zorunda kalır. Kafasını toplayamamaktan, işlerini bitirememekten şikâyetçidir. Kendini daha çok kitaplara ve araştırmalara vermiştir. Yaşamının bu evresinde heyecan aramakta, aynı zamanda bundan kaçınmaktadır; artık alışkanlığa dönüşen yalnızlığından aslında pişmandır. Kendine bir asistan arayışına girişmekle ayrıcalıklı yaşantısının en tehlikeli serüvenine atıldığının farkında değildir. Vücudunun çeşitli yerlerindeki tuhaf dövmeleriyle hoş, çekici genç bir kadın olan Alma Busch Seigl’de karmaşık duygular uyandırır. Acıma? Arzu? Sorumluluk? Suçluluk? Kızın hazin geçmişinden ve sorunlu kişiliğinden habersiz onu asistanı olarak işe alır. Seigl ve Alma birlikte atıldıkları yanlış anlamalarla, bilinmezlerle, keskin dönemeçler dolu serüvenlerinde el yordamıyla ilerlerken sürüklendikleri beklenmedik ama kaçınılmaz sonun ardından gelen son perde hiç beklemediğimiz bir kapanıştır. Joyce Carol Oates gizemli gerilim ve şaşırtıcı duygusallık arasında ustaca bir denge kurarak etnik nefretin çağdaş tragedyasını irdelemekte ve arzularımızın kabul edilmiş sınırlarını sorgulamaktadır. Dövmeli Kız Oates’un en aykırı romanlarından biridir. Joyce Carol Oates Joyce Carol Oates kısa öykü dalında National Book Ödülü ile PEN Yazarlar Derneği’nin Malamud Ödülü’nü almış bir yazardır. Çağımızın en kalıcı öykülerinin yazarı olan Oates’un We Were Mulnaveys ve Blonde adlı kitapları Amerika Birleşik Devletleri’nde çok satan kitaplar arasına girmiş, aynı zamanda National Book Ödülü’ne aday gösterilmiştir. Joyce Carol Oates, Princeton Üniversitesi Eski Yunan Klasikleri Bölümü’nde öğretim görevlisi, aynı zamanda 1978 yılından bu yana Amerikan Sanat Akademisi üyesidir. |
|
|
|
Batak - Andre Gide
‘Batak’, çırpınan fakat ilerleyemeyen bir kişinin hikayesini anlatır. Romanın hemen başında aynı zamanda romanın kahramanı da olan Gide arkadaşı Hubert’e şunları söyler: “‘Batak’, özellikle seyahat edemeyen birinin hikayesi, Virgilius onu Tityre diye isimlendirmişti. ‘Batak’, Tityre’inkine benzer bir tarlaya sahip, oradan çıkmaya çalışmak bir yana tam tersine orada kalmaktan mutlu olan bir adamın hikayesi. İşte, hikayenin özeti.” Gide, ‘Batak’ adlı bu eserinde, Romalı düşünür ve edebiyatçı Virgilius’un ‘Kır Şiirleri’ isimli eserinden sıklıkla alıntılar yapar; Virgilius’un çobanlık yapan kahramanı Tityre ile kendi kahramanı arasında benzerlikler kurar. ‘Batak’ aynı zamanda, Andre Gide’in yazma sanatını da ortaya koymaktadır. Çünkü yazmak, roman yazmak ayrıntıları yakalamakla alakalıdır. Gide’in bu eseri de diğer romanlarında yaptığı gibi kurmaca dilinin hikâyesi üzerinedir. Andre Gide’in kendi kendini hicvettiği tek eser olan ‘Batak’ın satirik yönü, eseri, narsistik bir hale de sokuyor. Çağdaş Fransız romancısı varoluşçu yazar Andre Gide’in yoğun sembollerle ördüğü ‘Batak’, sanatsal üretimin ne kadar sancılı olduğunu da ortaya koyuyor. |
|
|
|
Dansçı- Colum McCann
Colum McCann’ın dahi dansçı Rudolf Nureyev’in yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı dansçı, Püren Özgören’in çevirisi ile Can Yayınları tarafından basıldı. Dansçı, bir Nureyev biyografisi olma iddiası taşımıyor, ancak Nureyev’i tanıyan kişiler tarafından onu en iyi anlatan roman olarak nitelendirilmiş. Yazar, Nureyev’in çocukluğunu, aldığı ilk bale derslerini, babasının baskısına rağmen Leningrad Bale Okulu’na gidişini, bu inatçı Tatar gencin çevresindekilerin tanıklığından aktarırken, 1961’de Batı’ya iltica edişinden sonraki dönem daha çok dansçının kendi ağzından anlatmış. Özlelikle birinci bölümdeki Sovyetler Birliği tablosu, ayrıntılara yer verilerek gerçekçi bir şekilde çizilmiş. İlerleyen bölümlerde ise, Avrupa’daik sanat ortamı ve bu ortamdaki pek çok ünlüyü yakından tanımak mümkün. Nureyev’in sahnede kusursuz olmak için gösterdiği insanüstü çabanın, küstahlığının, acımasızlığının yanısıra içindeki bitmez tükenmez aile özlemini, babasının onu bir kez bile var olduğu yer olan sahnede görmemiş olmalarının üzüntüsü kusursuz bir akıcılıkla kaleme alınmış. Aşırılıklarla dolu yaşamını 54 yaşında 1993’te AIDS hastalığı ile noktalayan Nureyev’in, sahnedeyken izleyicilerin dikkatini mıknatıs gibi üzerine çekişi, dans ederken büründüğü vahşi güzellik, bir bakıma hem Dionysos, hem de Apollon oluşu son derece başarılı bir dille betimlenmiş., Geniş bir repertuara sahip olan Nureyev’in rollerini gerçekçi bir biçimde sahneye koymak için gösterdiği çabaya ve koreografi yeteneğine de değinilen roman, bale sanatının bu köşe taşını tanımak isteyenler için zengin bir kaynak. |
|
|
|
Europa - Tim Parks
‘Europa’, bir yol anlatısı: Yetişkinlere yönelik bir anlatı kesinlikle. Zengin uluslararası karakterler geçidiyle birlikte, hayatını toparlamaya çalışan bir adamın bazen hayli eğlenceli bir şekilde, portresini çiziyor. Milano Üniversitesi’nde İngilizce okutmanı olan Jerry Marlow’un yolculuğu Strasbourg’a giden bir tur otobüsünün arka sırasında, ortanın sağındaki koltukta başlar. Milano Üniversitesi yabancı dil okutmanları, beraberlerinde onlara destek olan -çoğu kız- öğrencilerle Avrupa Parlamentosu’na gitmektedirler. Haklı davalarını, eşit hak taleplerini duyurmaya... Ancak, Avrupa’nın kalbine yapılan bu yolculuk bizi farklı yerlere sürükler: Saplantı derecesinde bir tutkunun peşinden zihnin dehlizlerine, en karanlık yerlerine girer, hatta zaman zaman aklın sınırlarında dolaşırız. Her şey birbiriyle bağlantılıdır: Aşk, arkadaşlık, ölüm, Eski Yunan, Fransız Devrimi ve tabii, Avrupa... Çağdaş İngiliz Edebiyatı’nın en iyi örnekleri arasında sayılan eserleri büyük ilgi toplayan Tim Parks, geçtiğimiz yıl yayımlanan ‘Kader’ adlı romanı ile ilk kez Türk okuyucusunun karşısına çıkmıştı. Tim Parks yine Kanat Kitap tarafından yayımlanan ‘Europa’ ile bir kez daha karşımızda. Okuyucuyu pek çok şey hakkında, en çok da kendi hakkında düşünmeye zorluyor Tim Parks. Yine bilinç akışı tekniğini kullanarak ve yine kendine has ironik üslubu ile... ‘Europa’ 1997’de Booker ödülüne aday gösterildi! Europa’dan “Hayattaki bütün cinsel fantezilerimi onunla gerçekleştirdim. Dolayısıyla, bir bakıma hepsi elimden alınmış oldu.” “Avrupa Topluluğu böyle bir tutku karşısında çaresiz kalırdı, diyorum kendi kendime.” “ Carpe diem, evet, evet, gününü gün et, tadını çıkar, şimdi, şimdi, hep şimdi, sonra o aşk dolu, tutkulu birkaç değerli saate, güne, aya, her neyse, çakılıp kal; ardından gelecek boş, hüzünlü zamanlar boyunca orada çakılı kal.” “ Onun adı, onun soyadı, onun göbek adı, onun kızının adı, onun ev telefonu, onun iş telefonu, onun adresi, onun sutyen numarası, onun doğum günü, onun isim günü, onun kızının doğum günü, onun kolyeleri, onun küpeleri, onun bilezikleri, onun broşları, onun hal halları, onun ayakkabı numarası, onun gardırobunun tamamı, onun en sevdiği içkiler, hamur işleri, et yemekleri ve tatlılar, onun kullandığı parfüm, deodorant, sigara, tampon, çiklet markaları ve daha yüzlerce ayrıntı, unutmana asla izin verilmeyecek olan şeyler. Onları unutmana asla izin verilmeyecek...” Europa hakkında “ Europa bir virtüözün elinden çıkma traji-komik bir gövde gösterisi…” [Gabriele Annan , New York Review of Books] “Ayrıntılara dürüstçe yaklaşımı ve zeka pırıltısıyla bu roman, Avrupa Birliği’nin siyasi yönü ile ilgilenen okuyucu açısından bulunmaz bir nimet. Avrupa’nın entegrasyon süreci hakkında fikir sahibi olmayıp yalnızca orta yaş krizine sarmalanmış iyi bir aşk hikayesi okumak isteyenler de ‘Europa’dan aynı şekilde zevk alacak.” [Jo-Ann Mort, salon.com] TIM PARKS (Yazar) 1954’te Manchester’da doğdu. Cambridge ve Harvard’da öğrenim gördü. İtalyan eşiyle birlikte 1981 yılında Kuzey İtalya’ya, Verona’ya yerleşti. Hâlen eşi ve üç çocuğuyla orada yaşıyor, üniversitede çeviri dersleri veriyor. Alberto Moravia, Italo Calvino, Antonio Tabucchi, Roberto Calasso gibi İtalyan yazarlarını İngilizceye çeviren Parks’ın düzyazıları ve öyküleri de bulunmakta. Romanlarından bazıları: ‘Tongues of Flame’ (1985), ‘Loving Roger’ (1986), ‘Cara Massimina’ (1990), ‘Goodness’ (1991), “Mimi’s Ghost” (1995), ‘Destiny’ (2000), ‘Judge Savage’ (2003). Türkçe’de ilk romanı, Kanat Kitap tarafından yayımlanan ‘Kader’dir. (2004) |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| LinkBack |
LinkBack URL |
About LinkBacks |
| Bookmark & Share |
Digg this Thread! |
Add Thread to del.icio.us |
Bookmark in Technorati |
Furl this Thread! |